Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (3555)
  -  Hey On Beşli (3488)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (3069)
  -  Acılar Denizi (2892)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (2564)
  -  Belalım (2453)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (2444)
  -  Sen Yoktun (2405)
  -  Sevgi (2339)
  -  Kritizm (1811)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (181)
  -  Istemiyorum. (246)
  -  Sonbahar (247)
  -  Günaydin. (225)
  -  Gülüm... (237)
  -  ALLAHIM (221)
  -  Kara Bulutlar (203)
  -  Istasyon (225)
  -  Neden Hep Sen Varsın (222)
  -  Dertlerin Askiyim (243)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Bedri Rahmi Eyüpoglu

 

 

Ressam, şair ve yazar olan Bedri Rahmi Eyuboğlu, 1911 yılında Giresun-Görele'de doğdu. 1975 yılında İstanbul'da öldü. Güzel Sanatlar Akademisi'nde başlayan resim öğrenimini Paris'te sürdüren Eyuboğlu, daha sonra Türkiye'ye döndü ve ölümüne kadar Güzel Sanatlar Akademisi'nde ders verdi. Yerel yaşama ilişkin gözlemlerini, yazma, kilim gibi yerel kültürel değerlerdeki malzemeyle buluşturarak tablolarına yansıttı. Tablolar ve gravürlerin yanısıra büyük boyutlu duvar resimleri, mozaik, seramik panolar yaptı. Bazı desenleri, ölümünden sonra Binbir Bedros (1977), Karadut (1979) ve Babatomiler (1979) adlı kitaplarda yayımlandı. Halk kaynağından beslenen sanat anlayışı şiirlerinin de temeli oldu. Şiirlerinde, masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı. Yazıları, Tezek (1975), Delifişek (1975), Resme Başlarken (1977) adlı kitaplarda toplandı


 

BAHAR VE BİZ

 

Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden

Rabbim ne güzel çıldırır.

Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;

Sevincinden titreyerek.

Yılda bir kere kendini verir toprak

Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan

Rabbim ne güzel yarılır.

Biz de bir kere sevinebilseydik.

Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de deliler gibi seviniriz,

Ağaçları ve baharı taklit ederiz

Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri

Renkli ampuller asarız pencerelerden

Kimbilir belki bir gün sulh olunca

Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden

Ağaçlar gibi.

 

BÜYÜK ŞEHİR

 

Bir değil hallerin beş değil

Nasıl anlatsam hepsini bir bir

Nasıl bağlansam sana nasıl, büyük şehir.

Yüz tane kolum olsa kucaklamağa yetmez

Tepeden tırnağa dudak kesilsem bitip tükenmezsin.

Anten misali gerilse bütün damarlarım

Nasıl duyarım semt semt bucak bucak seni

Nasıl sararım?

Büyük hastanelerinde yatarım insan dolu,

Büyük gemilerine binerim mahşer,

Hanların dolu, hamamların dolu...

Gel gör ki her Allahın günü

Göz göze, diz dize

Tramvayda, sinemada, meyhanede, mabette.

Herkes kendi murdar karanlığına gömülmüş

Herkes gurbette.

 

ÇAKIL

 

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde

Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar

Bir gelincik açılır ansızın

Bir gelincik sinsi sinsi kanar

 

Seni düşünürken

Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır

Deliler gibi dönmeğe başlar

Döndükçe yumak yumak çözülür

Çözüldükçe ufalır küçülür

Çekirdeği henüz süt bağlamış

Masmavi bir erik kesilir ağzımda

Dokundukça yanar dudaklarım

 

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde.

 

 

 

ÇÜRÜMEK

 

Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada

Hatıralar bile

O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar

O hatıralar ki tüyden hafif

Gök mavisinden duru

Etten kemikten uzaktırlar

O hatıralar ki

Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar

Gel demeden gelir

Git demeden giderler

Nur topu gibi açıldıkları olur bazan

Sonra sızım sızım sızlarlar

Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada

Bir biri içinde

Bir biri peşi sıra

Bir tad dudakta

Bir ses kulakta

Sen toprakta çürürsün canım kardeşim

Ben ayakta

 

 

DENİZ TÜRKÜSÜ

 

Deniz dediğin bir tarladır

Gülü gül, dikeni diken, tohumu tohum

Toprak gibi verimli, toprak gibi cömert

Betine bereketine kurban olduğum

 

Deniz dediğin bir tarladır

Uçsuz bucaksız bir tarla

Göbeği insanlarla kesilmiş

Çilesi insanlarla

 

Deniz dediğin bir tarladır

Sözü pek, eli ağır

Dost gibi güldürür insanı

Dost gibi ağlatır.

 

Deniz dediğin bir tarladır

Anadır, babadır, kardeştir

İnsan eline hasret

İnsan eli değer değmez ürperir

Binbir yerinden çatlar sevincinden

Nesi var, nesi yok çıkarır verir,

İnsan eli değmemiş denizlere bir damla alınteri

Bulutlar dolusu rahmetten mübarektir.

 

Deniz dediğin bir tarladır

Bulutlar, güneşler dibindedir

Gecelere gündüzler dibindedir

Yıldızlar mevsimler dibindedir

 

Zifiri karanlık güller açılır dibinde

Bağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste deste

Bağlar, bahçeler zifir karanlık güller

İnsan eline hasret beklemekte.

 

Deniz dediğin bir tarladır

Kapılar açılır içinde kapılar

Bitip tükenmeyen bereket kapıları

Balıklar akıp gider bölük bölük tabur tabur

Alı al moru mor sarısı sarı.

 

...

Deniz dediğin bir tarladır

Üstünde başı boş rüzgâr

Gönlünce at oynatır

Üstünde bir avuç tuzlu köpük

İçinde milyonlarca yürek

Milyonlarca öpücük

Bir insan eli arar konacak

Bir insan eli muhkem, sıcak

 

Hey benim

Boydan boya cömert denizlerle çevrili

Güzel memleketim

Bu yaz tenha denizlerinde yıkandım

İnsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşi

Dağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim.

 

 

 

 

GEL VUR

 

Bak şu güneş nasıl geliyor.

       Sen de öyle gel be!!!!

 

Bak şu ışık nasıl vuruyor

       Sen de öyle vur be!!!!

 

 

 

İSTİDA

 

Yarab!. İnsan oğullarından çektiğim yeter

Gökyüzünden benim hisseme düşeni ver

Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim

Mendil kadar olsun tarlamı ayır

Beni doyuracak ağacı göster.

Rabbim!.. İnsan oğullarından çektiğim yeter

 

Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde

Beni yalnız sen mahkûm eyle sen azat

Ve yalnız sen canımı iste benden ki

Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim

 

MARİFET

 

Marifet hiç ezilmemek bu dünyada

Ama biçimine getirip ezerlerse

Güzel kokmak

Kekik misali

Lavanta çiçeği misali

Fesleğen misali

Itır misali

İsâ misali

Yunus misali

Tonguç misali

Nâzım misali

 

MAVİ GEZİ

 

Mavi gezi bir ağaçtır

Dalları deniz.

Mavi gezi bir bahçedir

Gülleri deniz.

Mavi gezi bir gelindir

Telleri deniz.

Mavi gezi bir beşiktir

Bebeği deniz.

Bebeğimin:

gözleri deniz

elleri deniz

dişleri deniz.

Mavi gezi bir rüyadır

görülmemiş.

Mavi gezi bir cennettir

ellenmemiş

dillenmemiş.

Mavi gezi bir masaldır

söylenmemiş

yazılmamış

çizilmemiş.

 

Mavi gezi bir mavidir, adı yok.

Ağam sensiz bu mavinin tadı yok.

Ağlamak yok, sızlamak yok mavi var

Dünya boyunca yürek dolusu

İman boyunca Allah dolusu

Otur çakıllarını boya mavi yavrusu

Hey betine bereketine, kalınlığına

Etine buduna kurban olduğum, dibi görünen su.

Bir kızım olursa adı DURUSU.

 

 

 

 

SEVGİ ÜSTÜNE

 

Bütün kitapları yakmalı

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır

Kitaplara göre insan

Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş

Gözleri, yüreği kamaşmış insandır



Gönderen = HAZAL

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 3070 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 115294 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç