Vahap Akbaş

1954 Batman doğumlu. Batman Lisesi ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öğretmen ve yöneticilik yaptı. Halen Çorlu'da öğretmenlik görevini sürdürmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Bir süre Yeni Devir gazetesinde kültür-sanat sayfasını yönetti. Şiir ve roman dallarında çeşitli ödüller aldı.
Efgân, Gül Kıyamı, Kuş Olsun Yüreğim, Dünyayı Kaplayan Ağaç, Mavi Sesli Şiirler, Hüzün Coğrafyası, Bir Şehre Vardım, şairin yayınlanmış şiir kitaplarıdır.
Dağı Özleyen Adamın Şiiri
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
sakın sorma bana neden sevdiğimi
gökte oynaşan yıldızları ve her biçimini ayın
pelit ağacını yağmuru karı
gök gürültüsünü ve kuzu melemelerini
ve fırtınayı bile
yalnızlığı ve korkuyu bile
neden sevdiğimi sorma anla
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
annem dağ gibi bir köylü kadını
sessiz mahzun ama başı dik kararlı
yüreğinde kırların bütün çiçekleri
ve bütün kuşları gökyüzünün
bir yanı çalı çırpı bir yanı süt bakracı
başında ak tülbendi ve dağların dumanı
ardında bir ben bir kardeşim kuzu
ve çocuk kalbimde
yüzünden derlediğim deste deste gülüş
annem dağ gibi bir köylü kadını
babam geride kalmış çok az güllerden
fakir ve o kadar âşık
fakir ve o kadar mağrur ve o kadar mümin
babam da bir dağ / başı yüksek
başı karlı dumanlı tipili boranlı
sallar geçirmiş deli sulardan
büyük yangınlar söndürmüş
eşkıya atlatmış
hayatın deli akışında yaralar almış
umur görmüş ağlamış bozgun görmüş ağlamış
allah demiş ağlamış
muhammed demiş ağlamış
babam geride kalmış çok az güllerden
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
keklik ötüşlerinde ve kekik kokularında
yuğmuşum kalbimi aklımı
sahici ceylanlar dahi okşamışım bakışlarımla
onlara eş kızların uykularına mihman olmuşum
sakın sorma bana neden sevdiğimi
kaya diplerindeki yaşlı badem ağaçlarını
ince uzun yoksul keçi yollarını
karanlığı
geceyi çarşaf gibi sallayan kurt ulumalarını
ve dikenleri bile çıyan ve akrepleri bile
korkuyu ve yalnızlığı bile
neden sevdiğimi sorma anla
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
Sen Asıl Suskunluklarımı Dinle
bir ırgat gibi çalıştım çok sesler biriktirdim
dağıttım sonra hepsini bilmiyorum ne kadarı sende
sende olmayan avare sözlerim
hangi şarkıda ağlıyor şimdi bilmiyorum
sen asıl suskunluklarımı dinle
söndürmeye kıyamadığım yangınlar ordadır
depremlerin şiddetini düşürür sözcükler
sözcükler deli suları yatağına çeker
uyutur usulca budur en büyük maharetleri
sen asıl uykudaki ağzımı dinle
gör nasıl açılır sır bahçelerine pencereler
sen asıl suskunluklarımı dinle
ordadır yazılmamış tarihi âşıklığımın
çılgınlıklarımın boy fotoğrafları ordadır
sen asıl suskunluklarımı dinle
ve anla anla ki ne maceralardasın benimle .
Keçi ile Eşek
Bir keçisi varmış fakir adamın,
Bir de eşeği...
Keçi, eşek için demiş ki birgün:
"Döndü köşeyi!
Nasıl bakıyorlar, yediriyorlar..
Neden sevmiyorlar beni bu kadar?"
Kıskançlık bu ya...
Kurnazlık düşünmüş, varmış yanına,
Acımış güya:
"Ey kardeş bilsen ne acırım sana...
Koşarlar seni değirmen taşına,
Hep çevirirsin;
Tutar yük vururlar her gün arkana,
Onu taşırsın..
Hani bir gün bile yok dinlendiğin!
Ben şayet yerinde olsaydım senin,
Geçerken yanından bir gün hendeğin
Saram tutulmuş gibi yuvarlanırdım,
Böylece birkaç gün rahat olurdum!"
İşte böyle demiş keçi eşeğe.
İnanan eşek
Yanından geçerken, düşmüş hendeğe!
Bütün yara bere içinde kalmış
Ne yapmak gerek?
Efendisi hemen baytar getirmiş.
Ötesine bakmış, yok berisine,
Yüzüne gözüne, cılk derisine...
Demiş sonunda:
"Bir keçi ciğeri bulup kaynatın
Suyunu içirin eşekceğize.
Yoksa hiçbir hayrı dokunmaz size,
Tutup ayağından dışarı atın!"
Adamcağız da
İyileşsin diye bir tek eşeği
Gözden çıkarmış ve kesmiş keçiyi
Demek başkasına düzen kuranlar
Kendi kuyularını kazmış olurlar.
En Gizli Yerinde Yüreklerin
Parke taşları ve çokça karanlık
Sislerin ardında sesler
Dinle dur görünmeyen sabilerin
çığlıklarını
Ah kara kara dağlardan kopup gelen kartal
Kartalların kanattığı gönüller ah
Titrerim üşürüm
Zemheriden örtüsü altında gecenin
Zihnimde sorular tümen tümen
Bilinçle ekilse gönülcüklere çekirdek
Aşk gezinse bahçemizde
Parke taşları ve çok karanlık
Ya da dekoru içimizin
Uzatsak dokunacak gibi ellerimiz
Saçlarına aydınlığın
Ama içimizde açılan pencerenin
örtük perdeleri
Işık köreltti gözleri / gerçek de
Ve ne zaman bilmiyorum / kaç yüzyıl önce
Yitirdik gerçeği biz
Ah ışık / ah gerçek
Kara kara dağlardan kopup gelen kartal
Sokağımızdan içimizden kapıp
Ötelere götüren som aydınlığı / ah
Sorular tümen tümen
Gözleri çiçek açmıyor çocukların
Umut teşrif etmiyor bahçeleri
vesaire
Çıplak ayaklar bir nâra iki yalpa
Bekçi düdükleri ve çokça karanlık
Ya da dekoru içimizin
Gör / çimentodan kabuğu içinde
iki büklüm yaşamak
Onun için uykuya yattı sevdamız
Upuzun bir uykuya
O çalak zamanlar / rahvan zamanlar
Sırı dökülmüş aynalarda kaldı
Ola ki bir gün yıldızı bol göklere
Alınan verilen soluklara karışır
Gerçek olur ışık olur
üstümüze düşer
Hep sorular
Masal bahçelerinden ışık gülleri
devşirmez olduk
Felaketimizi aydınlatma pahasına
bırak doğsun gün
Ve korkma kıyametten
İçimizde ırmak hep geriye akmıyor mu
Zaten hep kopmuyor mu kıyamet
Bırak gölgeler ardına takılmayı
En gizli yerinde yüreklerin
Mutlaka / mutlaka kalmıştır
Eski ve ulu sevdamızdan bir şey
Aşk uyanır uykusundan
Çoğalır kalkar kıyama
Yeri ve göğü dellendirerek
Tek bilinçle ekilsin gönülcüklere
çekirdek
Kekeme Şiir
Bir faciayı yaşıyorsa gözlerim
Gözlerimin güzele hasretliğindendir
Pörsüyen çiçekler içindir ağladığım
-Yahut devrilen fidanlar için-
Susan kuşlar vurulan ceylanlar
Ve çok / çok ucuza giden zamanlar içindir
Ağladım
Yitik ezgiler içindir ağladığım
Kırılmış sazlar için
Fukara mısralar
Ve daha neler ve daha neler içindir
Ağladığım
Böyle ağlamaklı ve kekemeyse şiirim
Gönlüm söylenmezi duyduğundandır
Kişne Bre Şahbaz Şiirim
Üç şey var kanatır hülyamı
Biri yâr biri dağ biri at
Yâr içimdeki yardan uçtu
Yitik / dedik: üstüne bir çizik at
Bıçak yarasından derin oysa
O çizik orda kanar gün yirmi dört saat
Kanar / kanı fikrime dolar
Geçsem geçemem altı kor üstü sırat
Şehirlerden uzağa uzağa hicreti dağın
Uzak düştükçe büyür kendinden hasreti dağın
Ya şimdi kime yücelsin bu yürek oy
Şu kör sokaklarda mı kursun otağın
Uçmayı umar dumanlı türküler kanadında hülyam
Kalkamaz vurulur kalabalığında kirli bir sokağın
Kasem olsun soluk soluğa koşanlar üzerine
Tırnaklarıyla kıvılcım fışkırtanlar üzerine’
Ve at / ki kızıydı rüzgârların
Esti gitti esti gitti esti gitti
Ve at / ki yağızdı kulaydı kırdı doruydu
Dünya saadeti vurulmuştu sırtlarına
Ve at / ki Burak’tı Düldül’dü Aşkar’dı
Nakşedilmişti hayr alınlarına
Vakta ki gitti bütün iyi insanlar
İyi atlar da esti gitti esti gitti
Yitik yârimi / terkisinde kır atımın
Kaldırsam dağların dumanına / masalımda
Rabbim / aparsa beni bir ışık yeleli
Uzansam doruklardan sonsuzluğa / masalımda
Bu hal ne haldir yârsız dağsız atsız
Haydi sen kişne / kişne bre şahbaz şiirim .
Gönderen =
Hazal Koc
|