Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (3576)
  -  Hey On Beşli (3496)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (3083)
  -  Acılar Denizi (2905)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (2593)
  -  Belalım (2464)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (2463)
  -  Sen Yoktun (2415)
  -  Sevgi (2349)
  -  Kritizm (1832)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (184)
  -  Istemiyorum. (250)
  -  Sonbahar (250)
  -  Günaydin. (227)
  -  Gülüm... (245)
  -  ALLAHIM (223)
  -  Kara Bulutlar (207)
  -  Istasyon (233)
  -  Neden Hep Sen Varsın (231)
  -  Dertlerin Askiyim (252)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Yavuz Bülent Bakiler

 

Sivas’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas’ta yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir ara Ankara Radyosu’nda çalıştı. Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görevlendirildi.

Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğine kavuştu. Şiirlerinde, Anadolu’ya, Anadolu insanına eğilmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir. Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır. Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır. Bu tarafı ile, Arif Nihat Asya’nın milli havası, mistik şiirine yakın görünmektedir..

ESERLERİ

Yalnızlık (1962)
Duvak (1971)
Seninle (1986

 

12 Eylül'e Sitem  

Kolum, kanadım diyordum.

Sevdalanıp gidiyordum

Yurdum diye seviyordum

Yurdum, felaketim oldu.

Türküm! dedim, Türk'ü sevdim

Öğünen bir koca devdim

Volkandım, alev-alevdim

Kor'dum... felaketim oldu.

Kimisi Rus, kimisi Çin...

Uşağıydı; dedim niçin?

Bayrağıma selam için

Durdum... felaketim oldu.

Vatan millet idi tasam

Çiğnenmişti ana-yasam

Vuracaklardı vurmasam

Vurdum... felaketim oldu.

Neyim varsa birer birer

Tutup çarmıha gerdiler

Bozkurt'uma 'it' dediler

Kurdum... felaketim oldu.

Bu ahlaksız dubaraya,

Tarih 'mim' koysun buraya

Eylül darbesini hayra

Yordum... felaketim oldu.

Gönlümün yiğit beğiydi

Gözlerimin bebeğiydi...

Ona da mı nazar değdi

Merdim... felaketim oldu.

Tarafsızlık diye diye

Şu en soysuz haramiye

Başımızı vermek niye

Sordum... felaketim oldu.

Ben değildim esip-tozan

Kanlı kuyuları kazan

Bütün tuzakları bozan

Zordum... felaketim oldu.

Kolum, kanadım diyordum.

Sevdalanıp gidiyordum

Yurdum diye seviyordum

Yurdum, felaketim oldu


 

A...  

Geceler kurşun gibi iner üstüme birden

Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma

Sonra yüreğimi bir kara sevda tutar

Ama sen duymazsın duyduğumu A...

 

Ne bir türkü söylersin gizlice ağlayarak

Ne bir akşam içinde bir yara göz göz açar.

Ne efkar basar seni akşamları ansızın

Ne uykuların kaçar.

 

Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü

Yıllar yılı yüreğimde büyüyen sırsın

Bir sigara dumanına uzanır gibi usulca

Dokunsam saçlarına, kırılırsın.

 

Kaçtım şehir şehir çok uzaklara

Boşuna gurbet acısı tattım.

Oyalandım durdum seni unutmak için

Kendimi boşuna aldattım.

 

Anladım faydası yok uzak kalmanın artık

Seni kader çizgisiyle alnıma yazan haktır.

Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,

Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır.

 

Bir serin rüzgarsın yüzüme vuran

Yüreğimi yakan bir avuç korsun.

Gökler biliyor sevdamı, taş duvarlar biliyor

Sen bilmiyorsun.

 

Anadolu  

Ben Anadoluyum...

Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç...

 

Şükrederek, kalktığım sofralarımda

Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç.

 

Hastalarım ölüm yataklarında

Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç.

 

Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum,

Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç...

 

Devlet denince hep vergi geldi aklıma

Jandarma deyince kırbaç...

 

En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti

Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç.

 

Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında

Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç...

 

Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara

Barışta düştü üstüme gölge gölge haç...

 

Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ

Alın terine muhtaç...

 

Ben Anadoluyum, acılı, mahzun;

Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç

 

Analar  

 

Garibin anası pencerelerden

Yanık türkülerle yollara bakar

İncecik yüzünde her akşam üstü

Çizgi çizgi nokta nokta bir efkar.

 

Fakirin anası her sabah sessiz

Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna

Elleri koynunda kalır çaresiz

Bin pişman doğduğuna,doğurduğuna.

 

Mahkumun anası susar konuşmaz

Suçu kendisinde sanır.

Kaçar insanlardan aydınlıklardan

Duvarlara bile baksa utanır.

 

Açılsa üstüm biraz,duyar da gece yarısı

Kalkar yatağından gelir

Bir mübarek el usanır yorganıma usulca

Bilirim anamın elidir.

 

Bir merhamet bir sıcaklık bir gurur

Yavrum diyen sesinde

Ve huzurun günde beş vakit nabzı vurur

Beyaz tülbentinde,seccadesinde.

 

Karımın anası anama benzer

Öylesine yakın duygulu ince.

Özü sözü bir,yayla gözesi kadar berrak

Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince

Yüreği destanlar gibi sımsıcak.

 

Ve alnım açıksa,başım dikse

Dirliğimiz varsa,mutluysam

Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir.

Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum

Ve yavrumsa herşeyi bana sevdiren bir bir

Bu mutluluk bu düzen bu bitmeyen aydınlık

Anasının yüzü suyu hürmetinedir

 

Ben Sarhoş Değilim Korkma  

    

Söylenenlere inanma

Ben sarhoş değilim korkma diyorum

Bir mum gibi tek başına karanlıklarda yanma

Uzaklardan çıkıp geldi aç kapıları artık

Odalara saklanma.

 

Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum

Beni böyle ağlatan yüreğimdeki gamdır.

Başım gögsüme düşmüşse, sallanıyorsam

Yorgunluğumdandır.

 

Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum

Bir varmış, bir yokmuş gibiyim sanki.

Suçluysam gel bağışla, utandır beni artık

Sensiz yapamıyorum inan ki.

 

Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum

Dökemiyormisam eğer içimi bir bir

Konuşamıyorsam, susuyorsam, gidemiyorsam

Seni sevdiğim içindir.

 

Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum

Beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma

Ya gel tut ellerimden geceye karşı

ya hiç kapıları açma

Beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma

Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum

 

Benim

  

Ve büyür gözlerimde güvercin güzelliğin

Sonra bıkıp usanmadan sabahlara dek

Biri durur kapında korkulu ürkek...

O duran benim.

 

Bir gölge gibi düştüm ardına yıllardan beri

Sordum seni şehir şehir

Şimdi her gece yarısı rüzgâr değildir

Pencerene vuran benim.

 

Bir gün bölerse uykunu bir saat çıngırağı

Birdenbire yatağından kalkıp oturma

Öyle korkulu gözlerle etrafına bakınma

Saatleri kuran benim.

 

Senin bir suçun yok kabahat bende

Bitsin bu kıskançlık gayrı diyerek,

Boy verdiğin aynaları istemeyerek

Tekrar tekrar kıran benim.

 

Bir ceylan gibi durma artık gecenin ortasında

Ceylan gibi bakma oraya

Seni bir beyaz duvağa, altın halkaya...

Duyuran benim.

 

Kolay kolay unutulmaz adına yaktığım türküler

Kapanmaz yüreğime açtığın yara.

Her akşam saçlarını karanlıklara...

Savuran benim.

 

Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin  

 

Bir gün baksam ki gelmişsin..

Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.

Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik

Saçlarında ilkbahar..

 

Bir gün baksam ki gelmişsin..

Gülüşünde taze serin bir rüzgar

Ellerin yine eskisi kadar güzel

Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..

 

Bir gün baksam ki gelmişsin..

Hasretin içimde sonsuzluk kadar.

Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.

Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

 

Bir gün baksam ki gelmişsin..

Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.

Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm

Benim olmuş dünyalar. . .

 

Bizim Türkümüz  

 

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.

 

Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur

Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz

Zulüm bir hançer gibi içimize oturur

Bir mağara devrinden arta kalan insanlar

Kerkük'te kan kusturur...

 

Uzar gider bir sessizlik içinde

Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları

Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına

Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan

Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han

Bebekler bile vurulur beşiklerinde

Kana boyanır Türkistan.

 

Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa

Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar

Susmuş minarelerinde mübarek ezan

Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz

Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan.

 

Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da

Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını

Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız

Kırım topraklarına Kırım Türkünün adını.

 

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler

Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar

Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan'dan beri

Üsküp'te, Estergon'da, bir atar damar gibi

Davullar, zurnalar ve serhat türküleri...

 

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna'ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşan dil, bizim dilimizdir

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kilimlerimizdir...

 

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız

Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan

Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla

Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

 

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar

Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar

 

Çaresiz  

 

ah bilsen bir bilsen duyduklarımı

sanki bir dağ ağırlığı kalkacak üzerimden

ve nehirler boşalacak bir anda içerimden

sakın bilme...

 

anlatsan duyarım bütün güzellikleri

erir dağlarımın başındaki kar

sussan içerimde kıyamet kopar

sakın konuşma...

 

ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak

ha görmemek gözlerini, ikisi de bir

bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir

sakın bakma...

 

bir haberin gelse iki satırlık

yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir

bir martı gibi çıkar kapına gelir

sakın yazma...

 

çıkıp gittiğinden beri, sessiz sedasız

başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm

dönmezsen çaresiz kalır ölürüm

sakın gelme...

 

işte dağlar, taşlar şahidim olsun

yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum

dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum

sakın işitme...

 

Çile  

 

Bu şehrin sokaklarında her akşam yorgun

Sarışın kızlar dolaşır.

İsimleri teker teker benim üstüme çıkar

Sevdasını başkaları paylaşır.

 

Bu şehrin evlerinde esmer kadınlar oturur.

Ateş böcekleri gibi geceye karşı gerinir.

Başka delikanlılar uzanır yanlarına,

Elalem beni bilir.

 

Bilmiyorum, görmedim, duymadım, tanımadım

Bu sarışın kızlar kim, bu esmer kadınlar kim?

Birgün bu rezil şehrin rezil sokaklarına

Elveda diyeceğim.

 

Demedim mi?  

 

Demedim mi bu hasret bitirir seni

Ay dolanır gider, yalnız kalırsın

Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın

Demedim mi yüreğim sevme!

 

İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz....

Geri dönen hangi güvercinin var?

Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?

Demedim mi aklım, inanma!

 

Bir gün naza çeker kendini demedim mi?

Görmesen zindana döner bu şehir...

Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir

Demedim mi gözlerim bakma!

 

Demedim mi bu ürperten sıcaklık...

Bu taze güzellik kaybolur birgün?

Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün

Demedim mi ellerim dokunma!

 

Demedim mi bir gün susar şarkılar

Sesine ses veren rüzgar olur...

istediğin kadar artık bekle dur...

Demedim mi kulağım duyma!

Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 68 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 116562 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç