Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (3576)
  -  Hey On Beşli (3496)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (3083)
  -  Acılar Denizi (2905)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (2593)
  -  Belalım (2464)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (2463)
  -  Sen Yoktun (2415)
  -  Sevgi (2349)
  -  Kritizm (1832)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (185)
  -  Istemiyorum. (250)
  -  Sonbahar (250)
  -  Günaydin. (227)
  -  Gülüm... (245)
  -  ALLAHIM (223)
  -  Kara Bulutlar (207)
  -  Istasyon (233)
  -  Neden Hep Sen Varsın (231)
  -  Dertlerin Askiyim (252)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Ziya Osman Saba

 

 

 

30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da doğdu, 29 Ocak 1957 tarihinde İstanbul'da öldü. Galatasaray Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Muhasebecilik, banka memurluğu, Milli Eğitim Basımevi'nde düzeltmenlik, Varlık Yayınevi'nde redaktörlük yaptı.
"Yedi Meşale" topluluğunun üyesiydi. Bu topluluğun şiir anlayışını, yaşamının sonuna dek sürdüren tek şairdir. Şiirlerinde çocukluk ve ilkgençlik anılarına bağlılık, yaşamın küçük mutluluklarından duyulan sevinç, acıma duygusu, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi, Tanrı'ya şükran, ölüm gerçeğini kabulleniş gibi konuları, gözlemci ve dışavurumcu bir tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak işlemiştir.

 

 

Ahret  

    

Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi...

Yıllardan sonra gir gün, görüp çektiklerimi,

Tanrım bir meleğine emredecek: 'Yetişir!'

 

Gözlerimi o saat sessiz kapayacağım.

Beni bekleyedursun bir köşede yatağım;

Bütün yorgunluğumu alacak bir teneşir.

 

Bir yükü atmış gibi içimde bir hafiflik,

Oraya geçmek için aşacağım bir eşik,

Bir lâhza tutacağım bana uzanan eli.

 

Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.

Onları bulacağım... Ve annem şaşıracak:.

'Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmeyeli

 Artık Yaşamak İçin...

 Artık yaşamak için herkesten kaçacağız,

Dünya bize verecek yalnız güzellikleri,

Yalnız, semalarından dökecek ruhumuza,

Geceler mehtapları ve gündüzler seheri

 

Düşünceli yürürken, bir yol dönemecinde

Çıkacak ömrümüze beyaz dallarla bahar.

Hatırlatacak bize sen çocukluğumuzu,

Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar.

 

Tekrar yaşayacağız ümitli sabahları,

Bulacağız dünyanın o en güzel yerini.

Ebedi bir sahilde yeniden tadacağız

Kol kola sükûn dolu akşam gezmelerini...

 


 

Baharı Beklerken Yazılmış Şiir  

O günü görmek için sade bekleyeceğiz,

Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.

Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,

Bir sabah dökülecek baharların baharı.

 

Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,

Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun,

Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,

Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.

 

Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,

Bir melek ordan bize uzatacak elini.

-Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.

Ümitlerin en güzelini!..

 

Beyaz Ev  

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.

Her dağ yamacına kurduğum,

Beliren her su kenarında,

Pembe damlı, yeşil pancurlu, balkonlu,

Balkonuna tırmanan sarmaşık.

Gece, pencerelerinden sızacak ışık,

Kışın tütecek bacası.

 

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.

-Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak-

Geçecegim yol, çıkacağım üç basamak,

Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,

Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!

Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,

Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,

Bakmakla doymayacağım yüz...

Açık pancurlardan o gün dolacak gündüz,

O günkü hava,

Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.

Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?

-Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım

Camlarına perdelerini.

Yatak odasında düsüneceğiz bir an

İki kişilik karyolanın yerini...

Yatak odamız, yemek odaşi, kiler

Raflarında ellerinle yapılmış reçeller.

Karşı karşıya oturacağımız sofra,

Sürahide ışıldayan su,

Yazın, rüzgâra koyacağımız testi;

Senin yatacağın öğle uykusu...

Sararacak bir yandan çardaktaki üzümler,

Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,

Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.

Hep geçireceğiz içimizden:

Hayat beraber, ölüm beraber...

Şu göklerin altında,

Olacağız o kadar bahtiyar

Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,

Beyaz evimize yerleşecekler,

Uzun kış geceleri onlar da aramızda

Göz göze bakışacak, mangalı exsecekler...

 

Bir Ölünün Arkasından  

Ey ölü, az daha yaşatmak isterdim seni,

Habersiz bırakıp gittiğin evde.

Giysen hazır duran terliklerini,

Odalarda dolaşsan, öksürsen

Toplasan bu yaz da bahçende yemişleri,

Az daha ömür sürsen.

Gözlerimin önünde hep boyun bosun,

Nasıl girerdin şu kapıdan, memnun

Şu iskemleye otururdun.

Avuçlarımda, ılık, el sıkışın,

Bana bakışın...

Nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?

Seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.

Nasıl son defa konuştun, son defa güldün?

Nasıl öldün?..

Nasıl öldü, Yarabbim, nasil öleceğiz?

Hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,

Bundan sonra da bir gün aynı sofrada

Oturacak mıyız bir daha!..

 

Bir Sokakta Giderken  

Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.

Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.

Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.

Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.

 

Kalbe aşina bütün rastladıklarım,

Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!

Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,

Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi

 

Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,

Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.

Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:

Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi

 

Bu Vakitsiz Giden Yaz  

Bu vakitsiz giden yaz, erken inen akşamla,

Kapanmış pancurlara dayıyarak başını,

Dinle solgun bahçenin kalbe anlattığını,

Ağacın yaprak yaprak, havuzun damla damla.

 

Kuşlar sanki yaralı, benzin sararmış gamla,

Duymak güneşin, rengin bizi bıraktığını,

Günler günü vefasız leyleklerin akını.

-Ah uzak palmiyeler... Kaçmak, seninle, yazla.

 

Çardak altları bitti, bitti üzümün tadı,

Artık ihtiyar çamlar, selviler saltanatı,

İşte bir kere daha haraboldu bahçeler.

 

Ürperen vücudunu yavaşça koluma ver.

Gözlerinde okunan bütün hüznü eylülün,

Karanlıktan, geceden, ölümden korkan gönlün.

 

Bütün Saadetler Mümkündür  

Bütün saadetler mümkündür..

Şu kapının açılması,

İçeri girivermen,

Bahar, kuşlar, gündüz.

Ve bütün dünya

Bir an içinde gürültüsüz.

 

Bütün saadetler mümkündür...

Bahtsızların biraz gülümsemesi...

Körlerin gün görmesi,

Mümkündür bütün mucizeler...

Ana, baba, evlat, bütün kaybolanlar...

Ebedi bir sabahta buluşmamız bir daha.

 Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allah'a...

 

Çocukluğum  

Çocukluğum, çocukluğum...

Uzakta kalan bahçeler

O sabahlar, o geceler,

Gelmez günler çocukluğum.

 

Çocukluğum, çocukluğum...

Gözümde tüten memleket.

Artık bana sonsuz hasret,

Sonsuz keder çocukluğum.

 

Çocukluğum, çocukluğum...

Habersiz ölen kardeşim,

Mezarı bilinmez eşim,

Her bir şeyim çocukluğum.

 

Çocukluğum, çocukluğum...

Bir çekmecede unutulmuş,

Senelerle rengi solmuş,

Bir tek resim çocukluğum...

 

Emanet  

Geri vereceğiz hepsini...

Bunca yıllık vücudumuz; el, kol, ayak,

Öpüştüğümüz dudak;

Yeşilini gözlerimizin, mavisini.

 

Tepeden tırnağa, kemiğini, derisini,

Kadın, erkek, yaşlı, genç

Er geç

Bir tabut içinde, hepsini.

 

Geçen Zaman  

Hiç olmazsa unutmamak isterdim.

Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...

Yalnız bırakmayın beni hatıralar.

Az yanımda kal çocukluğum,

Temiz yürekli uysal çocukluğum...

Ah, ümit dolu gençliğim,

İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim...

-Doğdugum ev. Rahatlıyacak içim duysam

Bir tek kapının sesini.

Arıyorum aklımda bir ninni bestesini...

Böyle uzaklasmayın benden, yasâdığım günler.

Güneş, getir bir bayram sabahını.

Açılın açılın tekrar

Çocuk dizlerimdeki yaralar,

Hepiniz benimsiniz:

Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar...

Yalnız hatırlamak hatirlamak istiyorum

Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün,

Rengine doymadığım o sema,

Ahengine kanmadığım ırmak.

Bırakıp herşeyi nereye gidiyorum?

Neler geçmişti aklımdan,

Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?

Ah nasıldı yaşamak?

 

Her Akşam Bu Odada...  

Daha çok anlıyorum kıymetini

Her akşam bu odada buluşmamızın.

Farkında olmaksızın o kadar mesut,

Dereden tepeden konuşmamızın.

 

Dinlemek böyle saatlerce, sözünü,

Görebilirken daha yüzünü.

Bırakmak istemiyor elim elini.

-Sallamadan ah hiçbir veda mendilini-

 

Seyretmek, beşiğinde şu çocuk uykusunu,

Acı gün göstermeden, dağıtmadan sürüyü,

Ayırmadan, Allahım, anadan kuzusunu

 

Her Akşamki Yolumda  

    

Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.

Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.

Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,

Bir cami eşiğine yatıversem diyorum

 

-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!

Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;

Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun

Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

 

Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.

Bilirim ki taşlığın bir dösek kadar ılık,

Sana az daha yakın yaşamak için artık,

Rabbim, ben yalnxiz zeytin ve ekmek istiyorum.

 

İmkansız Tesadüfler  

Cahit Sıtkı Tarancı'ya-

Susamis, analara, ogullara, kizlara kardesim,

Su,

Susamis vakte.

 

Şimdi çıkıverecek karşıma arkadaşım,

Mektebe gitmek için geçtiğimiz şu yoldan.

 

Babam tok sesiyle birden çağıracak: 'Ziya!'

Kalbimde eski sevinç, dallarda eski bahar.

 

Gözlerimi kapatıp: 'Bil?' diyecek birisi.

Bir mahşer ortasinda şaşırıp kalacağım.

 

Ve girecek koluma bir melek gibi karim.

Saracak etrafımı doğmamış çocuklarım

 

İstanbul  

    

Seni görüyorum yine İstanbul

Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan

Minare minare, ev ev

Yol, meydan

 

Geliyor Boğaziçi'nden doğru

Bir iskeleden kalkan vapurun sesi

Mavi sular üstünde yine

Bembeyaz Kızkulesi

 

Bir yanda, serin sabahlarla beraber

Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım

Baktıkça hep, semt semt, yer yer

Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım

 

Durmuş bir tepende okuduğum mektep

Askerlik ettiğim kışladır ötesi

Bir gün bir kızını benim eden

Evlendirme dairesi

 

Benim de sayılmaz mı oralar

Elimi tutar gibi iki yanımdan

Babamın yattığı Küçüksu

Anamın toprağı Eyüpsultan

 

Önümde, açık kollarıyla boğaz

Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı

İstanbul, İstanbul'um benim

Kadıköy'ü, Üsküdar'ı

 

Gün olur, Köprü ortasında durur

Anarım, Adalar'da çamların uykusunu

Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim

Koklamak isterimTünel'in kokusunu

 

Bulut geçer üstünden

Gemi gelir yanaşır

Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar

'İçi dolu çamaşır.'

 

Göğünde tanıdım ayın ondördünü

Kırlarında bilirim baharı

Her şey içimde, her şey

İstanbul yadigarı

 

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle

Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir

Ey doğup yaşadığım yerde her taşını

Öpüp başıma koymak istediğim şehir ..




Gönderen = Hazal Koc

Arkadaşima Gönder >>           Sizden önce 103 kişi okudu.  
     



     
Yukarıdaki yazıya cevap yazmak için asagidaki formu kullanin
     


     
Cevap Formu
Adınız :
Email :
Cevabınız :
     


 
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 116583 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç