Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Hey On Beşli (3150)
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (2479)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (2404)
  -  Acılar Denizi (2243)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (1985)
  -  Sen Yoktun (1941)
  -  Sevgi (1932)
  -  Belalım (1924)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (1919)
  -  Aşık Feymani (1267)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (61)
  -  Istemiyorum. (73)
  -  Sonbahar (74)
  -  Günaydin. (71)
  -  Gülüm... (77)
  -  ALLAHIM (77)
  -  Kara Bulutlar (57)
  -  Istasyon (67)
  -  Neden Hep Sen Varsın (64)
  -  Dertlerin Askiyim (67)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Ruh Sağlığı Ne Demektir ?

 

Ruh sağlığı, "kişinin hem iç dünyasında hem de dış çevresiyle iletişiminde barışık ve huzur içinde yaşaması" olarak tanımlanabilir. Ruh sagligi iyi olan insan gerçekleri berrak bir şekilde algılar. İnsanlar ve olaylarla ilgilidir. Özgüveni olduğu gibi diğer insanlara da güven duyabilir. Kendini geliştirme yetisine ve müstakil bir kişiliğe sahiptir. Yaptığı işlerde verimlidir. Çevresindeki insanlarla samimi ve sevgi dolu bir diyalog içine girebilir, kendini kabul ettirebilir. Tüm bunların yanı sıra mantıklıdır. Hoşgörülü ve esnek davranma özelliğine sahiptir. Strese direnebilecek güçtedir. Çevresiyle ve kendisiyle barışıktır. Devamlı bir iç neşesine sahiptir. Eleştiriye, öğüde, nasihate açıktır. Hata yapma korkusundan uzaktır. Hatalarını telafi edebilme yeteneği vardır. Bunlar ruh sağlığı yerinde olan, dengeli insanlarda görülen özelliklerdir.

Ancak ruhen sağlıklı bir kişiyi tanımlamak için belirlenen bu özellikler yine de kesinlik bildirmez. Yani bir kişinin yukarıda sayılan özelliklere sahip olması onun ruh sağlığının kesin olarak yerinde olduğunu göstermez. Ruh sağlığı dengeli olan insanda bunun dışında başka faktörler de aranmaktadır.

Ruhsal hastalik durumunu ise, insanın davranışlarında, duygu ve düşüncelerinde sıra dışı sapmaların, aykırılıkların bulunması olarak tanımlayabiliriz. Ruhsal hastalığı olan bir kişinin dış dünya ile uyumu bozulur ve insanlarla ilişkileri sarsılır. Çalışma hayatı da bu rahatsızlığın etkilerinden payını alır.



     

     
Sağlık Danışmanlığı

 

Saglik Danismanligi

Sağlıkla veya sağlıklı yaşam ile ilgili sorunlar, sıkıntılar yaşayan kişilere ve/ya kişi yakınlarına yapılan bir danışmanlık programıdır. Sağlık Danışanlığı, kişilerin hastalık veya sağlıkla ilgili sorunları yerine yaşamlarına pozitif odaklanmalarını, hastalıklarıyla en iyi şekilde yüzleşip üstesinden gelmelerini, hayatlarındaki amaç ve hedeflerine en etkin şekilde yönelmelerini ve endişe, korku gibi iç engelleri aşmalarını hedef alır. Sağlık Danışmanı, sağlık sorunları olan kişilerin aile ve yakınlarına destek vermek ve sağlıkla ilgili sorun/sıkıntı yaşayan kişiyi en iyi şekilde motive etmelerini sağlamak için çalışır.
Sağlık Danışmanlığı kişinin ‘Zihin ve Beden’ arasındaki dengeyi kurup fiziksel- duygusal ve düşünsel çatışmalarını en aza indirmesini amaçlar, pozitif bakış açısını sürekli olarak korumaları için destek verir.
Sağlık Danışmanlığından Kimler yaralanabilir?Sağlık Danışmanlığı Ne Kazandırır?


1. Endişe, korku, stres gibi iç engellerin aşılmasına yardımcı olur.
2. Yaşam kalitesini ve tatminini arttırır.
3. Negatif düşünceler ile baş etmeye yardımcı olur.
4. Kişilerin hayatlarında motivasyon ve performasyon artışı sağlar.
5. Hastalık psikolojisinden uzaklaştırıp huzurlu hayat ile kucaklaştırır.
6. Düzenli, pozitif bir yaşam dengesi kurdurur.
7. Kişilerin değerler ve inançları ile bütünleştirir.

1. Önemli- ağır bir hastalık yaşayanlar.
2. Sağlıkları ile ilgili negatif düşüncelere kapılanlar.
3. Duygusal açıdan kriz yaşayanlar
4. Sağlık sorunları yaşamalarına rağmen, hayatlarının akışını sürdürmek isteyenler.
5. Dengeli beslenme, spor ve yaşam alışkanlıkları kazanmak isteyenler.
6. Hasta- sağlık sorunu yaşayan kişilerin yakınları
7. Zihin ve beden dengesini en iyi şekilde kurmak isteyenler.


     

     
Kırıklar

 

 

KIRIK TURLERI

Kapalı ve açık kırıklar arasında ayrım yapmak büyük önem taşır. Açık kırıkta deri ile derialtındaki yumuşak dokuların bütünlüğü bozulmuştur ve kırık hattı, dış ortam ile ilişkidedir. Kemik dokusunun iltihaba karşı direnci daha düşük olduğundan, açık kırıklarda kemik iltihabı tehlikesi çok yüksektir. Kapalı kırıkta ise kırığı kaplayan ve dış ortamdan ayıran dokuların bütünlüğü bozulmamıştır. Her iki kırık türünde de sinirlerde, kan ve lenf damarlarında ve çevredeki yumuşak dokularda çeşitli derecelerde lezyonlar oluşabilir. Kırıklar her zaman kolay fark edilmez. Ama hastanın yanlış taşınması bazen çok ağır zararlar getirdiğinden, tanıda hata payını en aza indirmek gerekir. Bir kınğı yok saymak ise yanlış tanımlamaktan daha tehlikelidir. Örneğin, bir omur kırığı fark edilmez ya da kırık kuşkusu önemsenmezse, hastanın dikkatsiz ve yanlış taşınması omurilikte hasara, sonuçta da felce neden olabilir.
Tam kırıklarda belirtiler çoğu zaman dikkat çekicidir. Bunlar, kırık bölgesinde ağrı ve acı, şişlik, anormal hareketlilik, kemik gıcırtısı gibi ayırt edici sesler, biçim bozukluğu ve işlev kaybı ya da zayıflığıdır.

Kırık durumlarında en önemli kural,kırık bölgenin hareketsiz kalmasını sağlamaktır.
Kırık, kemikdokusunun sürekliliğinin tümüyle bozulmasıdır. Kırıklar çoğu zaman şiddetli ve ani düşüşler, araba kazaları gibi travmatik olaylar sonucu meydana gelir. Bir de travma olmaksızın ya da önemsiz bir olay sonucu ortaya çıkan kırıklar vardır. Bunlar, kemiklerin gereği kadar dayanıklı olmamasından kaynaklanır. Raşitizm, osteoporoz (kemik dokusunun yoğunluğunun azalması), osteomiyelit (kemik sert.
dokusu ve iliği iltihabı), kemik veremi, birincil ya da ikincil kemik tiimörleri gibi kemik yapısında zayıflamaya ya da erimeye yol açan hastalıklar bu tür kınklara yol açabilir.
Tek bir bölgeyle sınırlı kırık olguları bile tüm vücudu kapsayan bir tehlike yaratabilir. Bünyeye göre de değişebilen bu tehlikelerin en önemlileri yağ tıkaçları ya da aşırı kanamaya bağlı hipovolemik (dolaşımdaki kan hacminin azalmasına bağlı) şoktur.
Bu yüzden hastanın yalnızca kırık bölgesiyle değil, genel durumuyla da ilgilenmek gerekir.


     

     
Kanser Nedir ?

 

Kanser Nedir ?

Kanser tek bir hastalık değildir, pek çok değişik kanser türü vardır. Bazı kanserler yıllar boyunca hemen hiç değişmeden kalabilir ve yaşam beklentisi üzerinde etkisi olmaz. Buna karşın, tanı konulduktan kısa süre sonra ölüme yol açan bazı ender kanser türleri de vardır. Nasıl enfeksiyon terimi basit soğuk algınlığından çıbana, sıtmadan tüberküloza kadar tüm hastalıkları içeriyorsa, kötü huylu (malign, habis) hastalık terimi de hem hastalığın davranışı hem de şiddeti açısından aynı ölçüde çeşitlilik gösterir; ancak tabii ki kanser bulaşıcı değildir.Kontrol Kaybı

Var olan hücrelerin "mitoz" adı verilen bir süreç sonucunda ikiye bölünmesiyle yeni hücreler üretilir. Erişkinlerde ölen ve bölünen hücrelerin sayısı arasında normal olarak mükemmel bir denge vardır; çocuklar büyümekte olduklarından, durumları daha farklıdır. Normal olarak yitirilen hücrelerin yerine aynı sayıda hücre üretilir. Bu dengeyi kontrol eden mekanizmalar son derece karmaşıktır. Kontrolün yitirilmesi hücrelerin sayısında fazlalaşmaya ve tümör oluşumuna yol açabilir.

Ne var ki, tümörlerin ancak küçük bir bölümünün kanserli oldukları da unutulmamalıdır. Tümörlerin çoğu normal ya da normale oldukça yakın, yerel hücre birikimleridir ve iyi huyludur (benign, selim). Siğiller bunun için iyi bir örnektir.
Kanser gelişiminde hücrelerin hem niteliği değişir, hem de sayısı artar.- kanserli hücrelerin görünüm ve davranışları da farklıdır. Daha saldırgan ve yıkıcı davranırlar ve normal hücrelerden bağımsız hareket ederler. Çevre dokulara girip onları ele geçirme becerisi kazanırlar. Kimi durumlarda hücreler lenf ve kan damarlarına da geçerek, ortaya çıktıkları "birincil" (ilk) bölgeden başka bölgelere atlarlar. Bu hücreler zamanla lenf bezlerinde ve akciğer, karaciğer ve kemik gibi diğer organlarda "metastaz" adı verilen ikincil kütlelerin oluşmasına yol açabilirler.


İnsan vücudunda bir kesmeşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin milyon hücre yer alır. Hücreler vücudumuzun ancak mikroskopla görülebilen küçük yapıtaşlarıdır. İnsan vücudundaki milyarlarca hücrenin mükemmel bir uyum içinde işlevlerini yerine getirmeleri ve her hücrenin doğru yerde, amacına uygun şekilde davranması gerçekten de son derece şaşırtıcıdır. Hücrelerin çoğunun yaşam süreleri sınırlıdır: yaşlılık ya da eskime ve aşınma gibi nedenlerden ötürü yitirilen hücrelerin yerine her gün milyonlarca yenisi üretilir.

     

     
Göz Sağlığı

 

Bilgisayar Kullanırken Gözlere Dikkat

Ziya Alp Köse, bilgisayar kullanımının gözü bozmadığını, ancak mevcut kırma kusurunun ortaya çıkmasına neden olduğunu kaydetti.
Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde bazı problemlerin meydana gelmesini, göz yorgunluğun olduğunu belirten Dr. Ziya Alp Köse, "Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı en çok görülen problemlerdir" dedi.

Bahsedilen yorgunluk belirtilerine sahip olan kişilerin, ilk iş olarak göz muayenesi olması gerektiğini kaydeden Alp Köse, "Çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni, gözlerdeki kırma kusurudur. Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak, bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi, bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca, halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da, göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı, insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz, bilgisayar karşısında bozulmaz" diye konuştu.

Dr. Köse, görme bozuklukları belirtilerinin kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler göstereceğini belirtirken, bilgisayar kullanımında dikkat edilecek noktaları ise şöyle özetledi:



     

     
Diet Önerileri

 

Kilo vermede Ana Kurallar

Enerji besinler vasıtası ile alınır ve bedensel faaliyetler ile de harcanır. Eğer aldığımız enerji miktarı harcadığımızdan fazla ise artık enerji vücutta yağ olarak

depolanacaktır. Bu depolama işlemini durdurmanın yolu; ya alınan enerji miktarını harcanan miktara düşürmek (kalori kısıtlaması) ya da harcanan enerji miktarını alınan miktara yükseltmek (egzersiz) olacaktır.
Eğer alınan miktarı ihtiyaç duyulanın da altına düşürürsek vücutta depolanan yağları tekrar enerjiye çevirebiliriz. Burada asıl önemli olan;
Ne kadar azaltacağız?
Gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığımızı bozmadan amacımıza nasıl ulaşacağız?

Bu soruların cevabı "yapacağınız diyetin size özel olması" olacaktır. Bunun için de yaş, cinsiyet, boy, kilo ve hareketlilik durumunuza uygun günlük kalori gereksiniminiz belirlenmelidir. Belirlenen kalori miktarı ile protein, karbonhidrat ve yağ dengesi de göz önünde bulundurularak diyet programı hazırlanması doğru olacaktır.

Kilo vermenin en etkili ve doğru yolu vücut yağ depolarının azaltılmasıdır. Bunun yolu da kişiye özel kalori kısıtlaması ve egzersiz programıdır.
Yarı aç kalarak, haftada 4-5 kilo verdiren genel diyetleri uygulayarak verilebilecek olan kilolar, vücut yağ depolarında herhangi bir azalma yapmayacaktır. Böyle bir uygulamada kaybedilen ağırlığın büyük bir kısmı kas kitlesi ve vücut suyu olacaktır. Bu sebeple böyle bir diyeti uygulamayı bıraktığınızda (ki bırakmak zorunda kalırsınız) verdiğiniz kiloların daha fazlasını aynı hızla alırsınız.Diyet döneminde aşağıdakilerden uzak durmalısınız !
Kızartmalar
Kuruyemişler
Patates cipsi
Çikolata- şekerlemeler
Hazır meyve suları - meşrubatlar
Kremalar
Dondurma
Yağlı kekler
Hazır soslar
Çay kahve gibi içecekler şekersiz ve kremasız tüketilmelidir. Günde iki bardaktan daha fazla soda-limon içilmemelidir.



     

     
Sağlıklı Beslenme Ve Diet

 

Diyette Serbest Icecekler

Çay ve kahve kesinlikle yasaktır. Her türlü alkol de keza Öyle yasaktır. Bunun en baş sebebi içerdikleri kafeindir. Alkol ve kafeinler, pankreası uyarıcı etkiye sahiptir. Boş yere pankreası uyarıp insülin salgılanmasına sebep olurlar. Bu ise kanda bulunan şekerin düşmesine, elbette konumuzla ilgisi yönünden kandaki şekerin yağa çevrilip stoklanmasına sebebiyet verirler.

Burada belirtmeden geçemeyeceğim. Ülkemizdeki çay içme alışkanlığı, birçok yanlış sözde şifa bilgileri ile had safhadadır. Birçok insan çayın zayıflattığını, yağlan erittiğini bile düşünür. Halbuki özellikle koyu çaylar burada anlattığım gibi durduğu yerde insanı şişmanlatmaktadır.

İsteyen kendini denesin, yemekten sonra çay içmesinler. Şişkinlikleri olmadığını göreceklerdir.

Yemekten sonra içilen çay ve kahvenin hazmettirdiğine inanılır. Oysa insülin salgılanması olduğundan insan bir an açlık hissine kapılır, yani bu olay hazımla ilgili değil insülin salgılanmasıdır ve elbette şişmanlama habercisidir. Çayda benim bildiğim tek faydalı şey, manganez mevcuttur, ama bunu gerektiği kadar her şeyden sağlamaktayız. Şahsen ben çayın başka bir yararını bulamadım. Her şeye rağmen "çok tiryakiyim, bırakamam" diyorsanız, şekersiz ve abdest suyu cinsinden çok açık ve az içebilirsiniz. Yine çok kahve seviyorsanız, şekersiz ve kahvesi çok az katılmış, kafeinsiz kahve içebilirsiniz, tabii ki az miktarda.

Yine içecek konusu gelmişken söyleyelim; bazı diyetlerde yemekten önce çok su veya ortasında çok su gibi bazı yanlışlıklar mevcuttur. Ne yemekten önce, ne ortası, ne de sonrası su iyi değildir. Çünkü mide asitleri seyreleceğinden hazım güçlüğü yaşanır. Bu nedenle yemek üstüne sıvılar çok az içilmeli, mide bir iki saat sonra yükü azaldığında ve tam bu sırada metabolizmanın ihtiyaç duyduğu sırada alınmalıdır.
Deneyin, çok rahat edeceksiniz. Bu aynı zamanda abur cubur atıştırmaları da bertaraf edip su içilmesini sağlayacaktır. Bu arada diyeti bırakıp başka konulara da değiniyorum, ancak bunlar da diyetin sağlıklı uygulanması açısından elzemdir.

Sütte ve yoğurtta, ayranda yüksek oranda karbonhidrat olduğundan bu bölümde onlar da yasaklar arasındadır.

Kısaca hiç karbonhidrat yani şeker içermeyen ıhlamur, ada çayı, kuşburnu gibi tabii bitki
çayları içilebilir. Artık neyi severseniz.

Hiçbir meyve suyuna yer yoktur. Sadece su ve tabii aromasız maden sulan içilebilir.



     

     
İştah Azaltan Besinler Ve Öneriler

 

Bazı besin maddeleri iştahınızı kapatarak acıkmayı geciktiriyor. Özellikle iştah kapatıcı etkisi olduğu kanıtlanan 40 özel besini rejim yapmadan zayıflamak için denemenizi öneriyoruz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler ve görevleri şöyle sıralanıyor…

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Ayrıca karbonhidratlar insanı tok tutarak açlık hissini engeller.TriptofanAlbümin


Bir tür taşıyıcı proteindir. Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofanı oluşturarak beyine taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.
Proteinlerin büyük bir bölümünde bulunan bir çeşit aminoasittir. Triptofan, vücutta serotoninin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin ise iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.

Krom

Bu oligoelement, vücutta insülin dengesini korur. Bu denge kan şekerinin düşmemesi veya azalmaması açısından çok önemlidir. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler ve tahıl ürünleri yiyebiliriz.

     

     
Diş Sağlığı

 

İster inanın ister inanmayın tükettiğiniz yiyecekler diş sağlığınızı korumanıza ve gülüşünüzün parıldamasına yardımcı oluyorlar. Örneğin sürekli şekerli ya da nişastalı yiyecekler tüketirseniz plakta bulunan bakteriler dişlerinizi çürütmek için başka bir fırsat elde etmiş olurlar. Ancak doğal olarak bakterilerle savaşan, plakları uzaklaştıran ve nefesinizi tazeleyen yiyecekler tüketmeye özen gösterirseniz dişlerinizi doğal yöntemlerle korumasını desteklemiş olursunuz. Dişlerimizi doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olan besinleri öğrenmek için Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı’ yla görüştük.

İşte Diş Sağlığı İçin Tüketilmesi Gereken Besinler;

1. Kereviz; Kereviz dişlerimizi iki yolla korur. Kereviz extra çiğnememizi gerektiren bir yiyecektir bu da ekstradan tükürük salgılamamıza ki bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılmamıza yarar sağlar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıda ki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

2. Peynir;

3. Yeşil Çay

4. Kivi;

5. Yoğurt;

Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin. Vitamin C eksikliği dişetlerinizi hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun içinde kiviyi seçebilirsiniz çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili oluyor Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur. Peynir dişleriniz için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzınızın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler olmasını engellediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı şekerli gıda alındıktan sonra yenilecek bir parça peynirin, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli olduğu ilave ediyor.


     

     
Burun Ve Sinüzit

 

Burun kanaması

Burun kanaması neden ileri gelir ?
Lokal veya genel nedenlerden veya ikisinin birleşiminden burun kanaması ileri gelebilir. Bazı hallerde hiçbir neden görülmemektedir.
Burun kanamasının bazı lokal nedenleri hangileridir ?Burun kanamasının bazı genel nedenleri hangileridir ?Genel veya lokal bir durumdan meydana gelen burun kanamaları arasında ayırım nasıl yapılabilinir ?


Eğer kanama yalnız bir burun deliğinden gelmekteyse bunun lokal bir kanama olduğu ihtimali fazladır. Ayrıca burun muayene edilince kanama noktası veya kanama nedeni tesbit edilmiş olabilecektir.
a. Yüksek kan basıncı.
b. Hemofili, anemi pernisyöz, purpura, iskorbüt illeti, lösemi ve sarılık gibi kan düzensizlikleri.
c. Atmosferik değişiklikler, dağcılık, dalıcılık veya denizin çok derinlerine inmek, gibi.

a. Buruna veya kafatasının alt kısmında herhangi bir yaralanma.
b. Burunda yabancı bir cismin bulunması.
c. Burun operasyonları.
d. Aşırı öksürükten, aksırmadan veya burun silinmesinden.
e. Burun karıştırılmasından.
f. Frengi veya verem gibi hastalıklardan ileri gelen yaralardan.
g. Burunda veya sinüslerde bulunan habis tümörlerden,
h. Burundaki sümük bezlerinde varisli damarlar bulunmasından, i. Alerji, sinüzit ve basit nezlede meydana gelebilen sümük bezlerinde akut bir cerahatlanmadan.


     

     
Bulaşıcı Ve Virüs Hastalıkları 2

 

Enfeksiyöz mononükleoz

Enfeksiyöz mononükleoz nedir ?
Muhtemelen bir virüsten ileri gelen bir enfeksiyon hastalığıdır. Çok kez çocuklarda, erginliğe varanlarda, okullarda, kollejlerde ve başka topluluklarda meydana gelen hafif epidemik bir hastalık halinde de görülebilinir.
Bu hastalık nasıl bulaşmaktadır ?Enfeksiyöz mononükleozun gelişme süresi ne kadardır ?Enfeksiyöz mononükleozun belirtileri nelerdir ?Hastalık kesin olarak nasıl teşhis edilir ?Bu hastalığın olağan gidişi nedir ?Enfeksiyöz mononükleoz hastalığının komplikasyonları nedir ?Bu hastalığı kesin olarak teşhis eden kan testi hangisidir ?Enfeksiyöz mononükleozun belirli bir tedavisi var mıdır ?Enfeksiyöz mononükleoz öpüşmeyle bir insandan başkasına bulaşır mı ?Eğer birisinde bu hastalık varsa ve haftalarca bazen de aylarca inatla devam etmekteyse bu hastanın yatakta tutulması ve başkalarından tecrit edilmesi gerekir mi ?

Cüzzam

Cüzzam neden ileri gelir ?
Hansen basili diye adlandırılmış olan bir mikroptan ileri gelir.

 Cüzzam çok bulaşıcı mıdır ?Cüzzamın belirtileri nelerdir ?Cüzzamdan iyileşme imkânları var mıdır ?Cüzzamı tesirli şekilde tedavi etmek yolları var mıdır ?


Evet. Birçok sulfone ilâçlarıyle çok iyi sonuçlar elde edilmiştir. Tedavi özel hastanelerde ve kesimlerde yapılmaktadır. Günümüzde çabuk teşhis ve iyi plânlanmış tedavi yöntemleriyle cüzzamın tahribatının durdurulması ve tedavi edilmesi şansları yüksektir.
Bu hastalığın cinsine ve ilerleme oranına bağlıdır. Bazı hallerde bir kısım tahribat olduktan sonra belirtiler kendiliklerinden kaybolur ve sonradan yeniden kendilerini gösterirler. Bazı hallerde hastalık yirmi yıl ve bazen de daha uzun süre devam eder.
Deri kalmlaşabilir ve deride yumrulara rastlanılabilinir. Saçların dökülmesi, kemiklerde ve eklemlerde meydana gelen şekil bozuklukları sinirlere tesirinden vücudun bazı yerlerinde his eksikliği, cüzzamın belirtileri arasında gelmektedir.
Hayır. Cüzzam çok az bulaşıcı bir hastalıktır ve nasıl bulaştığı da kesin olarak bilinmemektedir.
Hayır. Böyle bir kişi, ateşi düştükten sonra okuluna veya işine dönebilir. Ancak, hastalığı başkasına bulaştırabileceği için bu kimse başkalarıyla yakın temaslardan kaçınmalıdır.
Bunun öyle olduğu ve genellikle gençlerde meydana geldiği sanılmaktadır.
Hayır. Antibiyotikler tâli bakteri enfeksiyonların önlemek için kullanılmıştır; fakat hastalığın tedavisi için belli bir usul bilinmemektedir. Ateş olduğu müddetçe yatakta istirahat çok önemlidir ve ateş geçtikten birkaç gün daha hasta yataktan çıkmamalıdır. Eğer karaciğer etkilenmişse bu yatakta kalma süresi daha da uzatılmalıdır. Bu hastalık için bilinen bir tedavi yoksa da yaklaşık bütün vakaların kendiliklerinden iyileşmekte oldukları hatırlanmalıdır.
«Heterophile agglutination» testi.
Komplikasyonları çok sayıda olmamakla beraber, ciddî olabilir. Bunlar arasında şunlar vardır:
a. Boğaz enfeksiyonu.
b. Ciğerin etkilenmesi, sarılık ve kara sarılıkla.
c. Dalak yırtılması.
d. Sinir sisteminin etkilenmesi ve menenjit veya ansefalit (beyin iltihabı) meydana gelmesi. Bu vakalar çok nadirdir.

Kendi kendini sınırlayan bir hastalıktır ve nadiren görülen birkaç istisnalar dışında bir ile üç hafta arasında iyileşir. Bazı vakalar aylarca da sürebilir.
Bazı özel kan tahlillerinin yapılmasıyla.
Ateş, baş ağrısı, vücudun çeşitli kesimlerinde rahatsızlıklar ve ağrılar, boyunda, belde ve koltuk altlarındaki lenf bezlerinin şişmeleri. Dalak büyür ve kalp hücrelerinde bazı değişiklikler meydana gelir.
Beş günle iki hafta bir süre içerisinde gelişebilir.
Muhtemelen havadan gelen bir damlacık enfeksiyonudur.

     

     
Bulaşıcı Ve Virüs Hastalıkları 1

Kolera nedir ?

 Bu hastalığa nerelerde rastlanılır ?Koleranın belirtileri nedir ?Bu hastalık ne derecede ciddîdir ?Tedavide işe yarayacak antibiyotikler var mıdır ?Kolerayı en iyi önleme yolları nelerdir ?

 Echo virüsü
Bağırsaklar, solunum yolu ve sinir sistemine etkisi olan bulaşıcı bir virüs hastalığıdır. Bazen gelişmiş insinlarda görülmekteyse de çoğunlukla çocuklarda rastlanmaktadır. Çok kez salgın hal almaktadır.

ECHO virüsü hastalığı nedir ?ECHO virüsü hastalığının belirtileri ve gelişmesi nedir ?ECHO virüsü hastalığının tedavisi için özel ilâçlar gerekli midir ?ECHO virüsü hastalığı ciddî bir hastalık mıdır ?

Antraks

 Antraks nedir ve nasıl gelişir ?
Antraks basilleri yoluyla çok bulaşıcı bir hayvan hastalığı olup insanlara doğrudan doğruya veya vasıtalı şekilde bulaşabilir. Genellikle keçilerde, koyunlarda, atlarda ve domuzlarda olur. Böylece, bu gibi hayvanlarla temasları olan insanların bu hastalığa tutulma oranları daha fazla olur.Antraks insanlarda nasıl gelişir ?Antraksın tedavisi nasıl yapılır ?Antraks gelişmişse iyileşme oranları nedir ?Antraks yaygın bir hastalık mıdır ?


Artık değil. Günümüzde hayvanlarla uğraşan kişiler bu enfeksiyonu yakalanma tehlikesini bildiklerinden hayvanlarda böyle belirtiler gördükleri zaman alınması gereken korunma tedbirlerine başvurmasını bilmektedirler. Hasta hayvanlarla temasları olan insanlar için koruyucu bir aşı henüz geliştirilmemiştir.
İyi tedavi yöntemleri tatbik edildiği takdirde beş hastadan dördü kurtarılabilir.
Lokal yaralara antiseptik bandajlar ve antibiyotikler konmalıdır. Bununla birlikte büyük dozajlarda anti-antraks serumları verilmelidir.
Yukarıda adı geçen hayvanlarla günlük temasları olan insanların ellerinde çizik, yara bere olursa antraks mikrobu buralardan insanın derisine girer. Ayrıca nefes alınca solunum yoluyla da antraks mikropları akciğere girebilir. Veya bu hasta hayvanlardan mikroplanmış materyal yutulursa bu kez bağırsaklar etkilenmiş olur.
Hayır. Ancak bazen bu hastalığa yanlışlıkla çocuk felci ve menenjit teşhisi konmakta ve aile telaşlandırılmaktadır 
Hayır. Genellikle ağrı ve sancıların giderilmesi için aspirin, kusma ve ishal için müsekkinler yeterli olmaktadır. Antibiyotiklerin alınması tavsiye edilmektedir.
Ateş, baş ağrısı, boyun ve sırtta sancı ve katılık (eğrilmezlik) kusma, boğaz ağrıları, karın krampları ve ishal. Kendi kendiliğine gelen hastalık kendi kendiliğinden de üç ile beş gün arasında geçmektedir.
a. Bilinilen hastaları sıkı bir karantina altına almak .
b. Kullanılan suların mikroplanmaması için bütün gerekli sıhhî tedbirlerin tatbiki ve genel temizlik işlerine büyük önem verilmesi.
c. Bölgesel veya salgın kolera olan kesimlerden seyahat nedeniyle geçecek bütün kişilerin koleraya karşı aşılanması

Kloramfenikol, bazı sulfamitler.
Ölüm oranı % 30 ile 60 arasındadır. Damardan verilen sıvılarla tedavi metotları hastanın iyileşme umutlarını artırmaktadır.
Ciddî ishaller, pirinç tanesini andıran dışkılar ve bunların peşinden gelen büyük ölçüde su kaybı.
Çoğunlukla Afrika’da Asya’da ve burada da genellikle Hindistan ve Doğu Pakistan’da.
Genellikle dışkı ile mikroplanmış suların getirdiği ve bağırsakları etkileyen bir hastalıktır.

     

     
Ayak Sağlığı

 

Topuklu ayakkabıya dikkat!

Kemikleri bozuyor, yürüme zorluğuna neden oluyor..

Güzel ve şık görünmek uğruna giyilen dar, sivri burunlu ve topuklu ayakkabılar; özellikle 40′lı yaşlardan sonra kadınların ayaklarında kemik çıkıntısına neden oluyor. Kadınlarda en sık görülen ayak sorunu ‘halluks valgus’ adını taşıyor. Ayağın genişlemesi ve kemikte çıkıntı oluşması sonucunda meydana gelen sorun, yürümeyi eziyet haline getiriyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Erdem Bagatur, bu sorun ve tedavisi hakkında bilgiler verdi:ÇIKINTI OLUŞUYOR

* Halluks valgus nedir ?AMELİYAT ŞART!* Tedavisi nedir ?* Ameliyattan sonra sorun tekrarlar mı ?

* Yüksek topuklu ayakkabıyı az giyin.
* İşe giderken topuklu giymek zorundaysanız, yanınızda mutlaka topuksuz bir ayakkabı da götürün.
* Hiç olmazsa, işyerine gidiş ve gelişlerde topuksuz ayakkabı kullanın.
* İşyerindeki molalarınızda bacak kaslarınızı esnetmeye çalışın.
* Akşamları ayaklarınızı ılık suda 5-10 dakika dinlendirin ve masaj uygulayın. Bu, ayağınızdaki dolaşımı düzenler.
* Ayak, bacak, uyluk ve bel kaslarınıza yönelik esnetme egzersizleri yapın.
Ayakkabılarınızı akşama doğru alın. Gün boyu ayaklarınıza yük bindiği için akşama doğru ayaklar şişer ve genişler. Akşam alınan ayakkabı rahat ise, gün boyu giydiğinizde de sizi rahatsız etmez.
* Ayakkabı alırken her iki ayağa da denenmeli. Çoğu kişide, iki ayağın boyu aynı değildir.
* Burkulmaları önlemek için geniş ve kısa topukları tercih edin. Ayakkabının topuk yüksekliği 2.5 cm’yi aşmamalıdır.
* Parmaklarınızın şeklini korumak için, sivri burunlu ayakkabılardan kaçının.
* Ayağınızın hava almasına izin veren köseleyi tercih edin. Naylon ve benzeri ayakkabılardan kaçının.
* Büyük ya da sıkan ayakkabı giymek çok sakıncalıdır. Ayakkabıyı deforme eder.


Doğru seçilmiş ve doğru uygulanmış bir ameliyat ile kesinlikle tekrarlamaz. Hastalar daha rahat ayakkabı giyerler ve daha rahat yürümeye başlarlar.
Ameliyattır. Bu ameliyatları epidural anestezi yöntemiyle yapıyoruz. Hastaların ameliyat sonrasında ağrısı olmuyor. Hasta hastanede bir gün kalıyor ve ertesi gün ev içinde yürümeye başlıyor. 20 gün içinde de sokağa çıkabilir hale geliyor. Uygulanan çok sayıda ameliyat var. Hastaya hangi ameliyatın yapılacağına onun yaşına, sosyal durumuna, ayağının anatomik özelliklerine ve hastalığının ne kadar ilerlemiş olduğuna göre karar verilir.
* Kimlerde görülür ?
Herkeste görülebilir; kadınerkek ayrımı yapmaz. Bazı insanlarda ayaklarının şekli ile ilgili özelliklerden dolayı, doğuştan halluks valgusa eğilim vardır. Dar, sivri burunlu ve topuklu ayakkabıların halluks valgusa yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenle, özellikle kentlerde yaşayan, sivri burunlu ve topuklu ayakkabı giyen kadınlarda daha sık görülür. Yıllarca bu tür ayakkabılar giyen kadınlarda, özellikle 40′ yaşlardan sonra görülür. Bazen genç yaşlarda da ortaya çıkabilir.

Ayak başparmağının kendiliğinden ve kalıcı olarak dış yana doğru yönlenmesi, başparmağın tarak kemiği ile eklem yaptığı bölgede, ayağın iç yanında ağrılı bir kemik çıkıntısının oluşması ve tarak kemikleri bölgesinde ayağın genişlemesi ile kendini belli eden bir ayak hastalığıdır. Ağrı, yürümeyi güçleştirir. Ayağın genişlemesi ve kemik çıkıntısı da ayakkabı giymeyi zorlaştırır.

     

     
Artrit Türleri Nelerdir ?

 Bakteriyel artrit nedir ?Bakteriyel artritin tedavi usulleri nelerdir ?Bakteriyel artritten bir eklemin devamlı olarak sakat kalması mümkün müdür ?Günümüzde bakteriyel artrite fazla rastlanmakta mıdır ?


Hayır. Vücudun başka yerlerindeki bakterilerin zamanında tedavisiyle genellikle bakterilerin eklemlere girmesi önlenmektedir. Antibiyotik ilâçlar gonore, stafilokok ve streptokok enfeksiyonlarının artrit getirmesi olayları büyük ölçüde azalmıştır.
Evet. Bazı vakalarda hastalanan eklemin etrafındaki zarlar enfeksiyondan harap olabileceğinden eklem hareketsiz kalabilir.
Eğer enfeksiyon ciddî ise cerahatin alınır tası için cerrahî müdahale gerekli olabilir. Bu gibi hallerde durumun kötüleşmesini önlemek için antibiyotik ilâçların kullanılması çok yararlıdır.
Streptokok, stafilokok, gonokok, vb. gibi bakterilerden bir eklem çevresinde ileri gelen bir enfeksiyondur.

     

     
Apandisit Genel Bilgiler

 

Apandisit vücudumuzun neresindedir ?
Apandisit körbağırsağın solucana benzeyen uzantısıdır. 7.5 cm. ile 12,5 cm. kadar uzunlukta, kalın bağırsak başlangıcının altında, karnın sağ kısmındadır. Normal zamanlarda bir kurşun kalem kalınlığındadır.

Fonksiyonu nedir ?
İnsanlarda hiçbir fonksiyonu yoktur ve hayvanlardan insanlara kalmış bir organ olduğu tahmin edilir.

Apandisit hastalığı nedir ?
Apandisit, apandisitin etrafının iltihabıdır. Etrafına yayılan ilti­haplanma bütü jtı bünyeye bulaşır. Kötü iltihaplanma hallerinde apandisit iltihapla dolabilir. İltihaplanma, apandisit duvarının dı­şına yayıldığı zaman kangrenli olmaya yüz tutabilir ve apandisiti patlatabilir.

Apandisit neden ileri gelir ?
Apandisit bakterilerden ileri gelen iltihapları veya sertleşmiş bir cerahat parçasının apandisite kan akımını durdurmasından ve bu­radaki kan damarlarınım tıkanmasından ileri gelebilir.

Apandisit hastalığı ne kadar yaygındır ?
Antibiyotik çağından önce karın bölgesindeki ameliyatların en yaygın olanlarından biri apandisitti. Bugün apandisit halleri çok da­ha az görülmektedir. Apandisite genellikle 20, 30 ve 40 yaşlarında­ki kişilerde rastlanılır. Çocuklarda ve gençlerde de apandisit görüle­bilir. Üç yaşından daha ufak çocuklarda ise bu hastalığa pek nadi­ren rastlanılmaktadır.



     

<< Geri  [1] 2  3  İleri >>  
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 76309 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç