Kategoriler
  - Yüreğimden Nameler (69)
  - Sizin Şiirleriniz (42)
  - Ünlü Şairlerimiz (65)
  - Halk Ozanları (21)
  - Türkü Hikayeleri (74)
  - Türkü Sözleri (27)
  - Müzik Bilgisi (17)
  - Kıssadan Hisseler (13)
  - Fıkıh Köşesi (14)
  - Köşe Yazıları (20)
  - Edebiyat (21)
  - Güzel Sözler (17)
  - Hikayeler (27)
  - Sanat (17)
  - Tarih (27)
  - Felsefe (50)
  - Sağlık (34)
  - Sözlük (23)
  - Makaleler (7)
  - Video ve Resim (34)
 


En Çok Okunan 10
  -  Akciğerlerin vücuttaki görevleri nedir ? (3554)
  -  Hey On Beşli (3487)
  -  Bedri Rahmi Eyüpoglu (3069)
  -  Acılar Denizi (2892)
  -  Ruh Sağlığı Ne Demektir ? (2564)
  -  Belalım (2453)
  -  Ortaçağ Avrupa Sanatı (2444)
  -  Sen Yoktun (2405)
  -  Sevgi (2339)
  -  Kritizm (1811)
 

En Son Eklenen 10
  -  Kücük Selmanin Prikolojisi. (181)
  -  Istemiyorum. (246)
  -  Sonbahar (246)
  -  Günaydin. (224)
  -  Gülüm... (237)
  -  ALLAHIM (221)
  -  Kara Bulutlar (203)
  -  Istasyon (225)
  -  Neden Hep Sen Varsın (222)
  -  Dertlerin Askiyim (243)
 

Dost Siteler
  -  Günlük Gazeteler
  -  Kim Kimdir
  -  Canlı TV
  -  Osmanlı Tarihi
  -  Tarihte Bugün Olanlar
  -  Kesintisiz Full Dizi izle
 
Anketler
Sitemizi Nasil Buldunuz ?
Google den

Arkadaştan

Banner Link

Tavsiye Öneri

 
 
     
Şemsi Yastıman

 

 

Hayatı ve Şiirleri

 

Asıl adı ''Mehmet Galip Şemsettin'' olan Şemsi Yastıman, Şekerci Ahmed Ağa ve Ilhamiye Hatun'un oğlu olarak 10 Temmuz 1923'de Kırşehir'de doğdu. Bir süre Izmir'de bulunan ve burada evlenen Şemsi Yastıman, daha sonra Istanbul'a yerleşti ve san'at hayatını burada sürdürmeye başladı. Kısa sürede şöhreti arttı, gazinolarda çalışmaya başladı.Aşıklık geleneğinin çesitli türlerinde seslendirdiği eserlerle ve bilhassa dönemi içinde unutulmaya yüz tutmuş olan ''destan'' ve ''taşlamaları'' ile sevildi.

Şemsi Yastıman, doğduğu gün ve ay'a tesadüf eden 10 Temmuz 1994 tarihinde Lapseki'de vefat etti.

 



     

     
Şah Turna

 

 

Hayatı ve Şiirleri

 

1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz evriminde CD’ler dizileri birbirini takip etti. Yurdun dört bir yanını dolaştı. Birçok uluslararasi seçkin meslektaslariyla, aydinlarla dünyanin birçok ülkelerinde konserlere çikti. Felsefi duygu yüklü yapıtlarının yanısıra, sosyal-toplumsal, sevda-umut dolu eserlerini güçlü şiirleri, kendine özgün yanık sesiyle icra eden büyük Halk Ozanı ŞAHTURNA gerek güçlü yapıtları, gerekse de toplumsal duyarlılığı, büyük mücadeleleri, başeğmez, onurlu sanatçı-duruşu ile çağından-ülkesinden sorumlu seçkin kişiliğe haizdir.

Uzun yıllar ağır bedellerini ödediği İNSANLIK-DOSTLUK-SEVDA-PAYLAŞIM Dünyası’nın öncü sanatçı-ozanlarından ŞahTurna çok ağır baskılara ve zor koşullara rağmen nakış-nakış işlediği yüzlerce yapıta (ki birçok eseri başka ünlü sanatçılar tarafından da seslendirildi), kaset-plaklara, şiirlere imza attı. Yapıtları Üniversite, TV-Arşivlerine geçti. Uluslararası dillere çevrildi. Yayımlandı. Birçok bilim adamı, yazarlar araştırmacılar yüzlerce makale, röpörtaj ve araştırma dizileri yaptılar. Doktora tezlerine konu oldu. Ozan ŞahTurna ’Dünya çapında birçok aydın yazar, sanat ve kültür erbabı ile yakın çalışma ve dostluk yaşamları ile apayrı özellik ve güzelliklerle bezenmiştir...

Uluslararası Dostluk-Barış ve Özgürlük ödülüne de layik görülen Aşık Şahturna yasamını tanınmış Sanatçı ve yazar ŞİAR CAN’ la birleştirdi. ŞAFAK ve ŞİRİN adlarındaki kiz çocukları da çok başarılı sanatçı ve şairdirler.



     

     
Neşet Ertaş

 

 Hayatı ve Şiirleri

Sesi ve sazı ile babası Muharrem Ertaş'ın yolunu sürdüren Neşat Ertaş, 1938 yılında Kırşehir'in Tırtıllar köyünde dünyaya geldi. Keman ve saz çalmasını öğrendi. Ankarada TRT radyo evine girdi. Güçlü derlemeleri olan ozanın kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardır. Halen Almanyada yaşamakta ve bir muzik evi çalıştırmaktadır.

Neşet Ertaş babası Muharrem Ertaş ile adeta Anadoludaki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal muzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları i ile donanmış bu muziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.

 

KENDİ AĞZINDAN HAYAT HİKAYESİ

 

bin dokuzyüz otuzsekiz cihana

kırtıllar köyünde geldin dediler

babama muharrem, anama döne

dediysen atayı bildin dediler

 

dizinde sızıydı anamın derdi

tokacı saz yaptı elime verdi

yeni bitirmiştim üç ile dördü

baban gibi sazcı oldun dediler

 

o zaman babamdan öğrendim sazı

engin gönül ile hakk’a niyazı

o yaşımda yaktı bir ahu gözü

mecnun gibi çölde kaldın dediler

 

zalım kader devranını dönderdi

tuttu bizi ibikli’ye gönderdi

babam saz çalarken bana zil verdi

oynadım meydanda köçek dediler

 

anam döne ibikli’de ölünce

tam beş tane öksüz yetim kalınca

beşimiz de perişan olunca

babamgile burdan göçek dediler

 

yürüdü göçümüz tefleğe doğru

bu hali görenin yanıyor bağrı

üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı

bunlara bir ana bulun dediler

 

yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık

bize ana yok mu diyerek sorduk

adı arzu dediler bir ana bulduk

işte bu anadır buldun dediler

 

en küçük kardaşı kayıp eyledik

onun için gizli gizli ağladık

üstelik babamı asker eyledik

yine öksüz yetim kaldın dediler

 

zalım kader tebdilimi şaşırttı

heybe verdi dalımıza devşirtti

yardım etti yerköy’üne göçürttü

biraz da burada kalın dediler

 

yerköy’den kırıkkale’ye geldik

babam saz çalarken biz çümbüş aldık

kırşehir’e varınca kemanı çaldık

aferin arkadaş çaldın dediler

 

yarin aşkı ile arttı hep derdim

babamı bir yere dünür gönderdim

başlık çok istemişler haberin aldım

istemiyor yarin seni dediler

 

kırşehir’de yedi sene kalınca

düğün düzgün hepsi bize gelince

burada herkese yer daralınca

ankara’ya gider yolun dediler

 

ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum

epeyce eğleştim, evinde kaldım

yüz lirayı verip bir yatak aldım

etti isen böyle buldun dediler

 

bir ev kiraladım münasip yerde

kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de

bu aşk hançerini vurdu derinde

çaresini bulmazsan öldün dediler

 

yarin aşkı ile döndüm şaşkına

arada içerdim yarin aşkına

canan acımaz mı garip dostuna

bunu da içeriye alın dediler

 



     

     
Muhlis Akarsu

 

Hayatı ve Şiirleri

Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi;saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da Mahzuni Şerif'in, Davut Sulari'nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari'nin etkisi görülür. Davut Sulari'nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari'nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirir Akasu'da...Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

 

 1980'li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

 Muhlis Akarsu'nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. Muhlis Akarsu'nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.

 

Nenni Nenni

 

Bunca Gamın Bunca Derdin İçinde

Yaşamak Bizlere Zor Nenni Nenni

Sizden Umudumu Kesmem Erenler

Elbet Bir Çaresi Var Nenni Nenni

 

Üstümüzde Duman Vardır Dağ Gibi

Her Yandan Kuşatmış Sanki Ağ Gibi

Güz Gelince Bozulmuş Bir Bağ Gibi

Ne Hallara Düştük Gör Nenni Nenni

 

Eğil Gel Akarsu Gel Hakka Eğil

Bir Kere Ağ Yara Vermedin Meyil

Suç Bizim Sevdiğim Kimsede Değil

Gelmişiz Dünyaya Kör Nenni Nenni

 

Yoruldum Yorgunum

 

Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem

Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni

Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem

Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

 

Arsız Değilidim Arsız Ettiler

Saldılar Gurbete Yurtsuz Ettiler

Yardan Ayırdılar Yarsız Ettiler

Şimdi Gizli Gizli Kınar El Beni

 

Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan

Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan

İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan

Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni



     

     
Kul Nesimi

 

 Hayatı ve Şiirleri

17'nci yüzyılda Anadolu'da yaşamış tekke şairi. Alevi-Beştaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır. yaşadığı yer ile doğum ölüm yılları ve tarihleri konusunda bilgi yok. Şirleri Hurufilik, Caferilik ve Haydariliğe olan ilgisini yansıtır. Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullandı. Nefesleri Bektaşi ve Alevi'ler arasında çok tutulur. Bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. Azeri asıllı Hurufi şair Nesimi ile uzunca sür süre karıştırıldı. Ama ikisinin ayrı şairler olduğunu ilk kez Cahit Öztelli ortaya çıkardı (Pir Sultan'ın Dostları-1984).

 

YÂR BENİMDİR KİME NE

 

Ben yitirdim, ben ararim yâr benimdir kime ne

Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne

Gah giderim medreseye ders okurum Hak için

Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne

 

Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine

Saki doldur ben içerim günah benim kime ne

Ben mekamet gömleğini deldim, taktım eğnime

Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne

 

Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna

Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne

Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa

Gah inerim yeryüzüne yâr severim kime ne

 

Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah

Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne

Nesimi'ye sordular, yârin ile hoş musun

Hoş olayım hoş olmayım o yâr benim kime ne



     

     
Kul Himmet

 

  Hayatı ve Şiirleri

16’ncı yüzyılın sonlarında Tokat Almus Güdümlü köyünde doğdu. 17’nci yüzyılın ilk yarısında öldü. Coşkulu deyişleriyle tanınan ve Hatayi ile Pir Sultan’dan sonra gelen üçüncü büyük Alevi-Bektaşı şairi. Pir Sultan ile yakın arkadaştı. Onun asılmasından sonra uzun süre saklandı. Şiirlerinde tarikat kurallarını her kültür düzeyinden Alevi-Bektaşilerin anlayabileceği bir yalınlıkla anlattı. Bazı şiirleri asıl isimleri İbrahim ve Hacik Kız olan "Kul Himmet Üstadım" takma isimli şairler ve başka Himmetlerin yazdıklarıyla karıştı. Kul Himmet’le ilgili bilgi ve şiirleri Cahit Öztelli, "Pir Sultan’ın Dostları" (1984) adlı kitabında derledi.

 

Seyyah olup şu alemi gezerim

Seyyah olup şu alemi gezerim

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kendi efkarımca okur yazarım

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

 

İki elim gitmez oldu yüzümden

Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden

Kusurumu gördüm kendi özümden

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

 

Bozuk şu dünyanın temeli bozuk

Tükendi daneler kalmadı azık

Yazıktır şu geçen ömre yazık

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

 

Kul Himmet üstadım ummana dalam

Gidenler gelmedi bir haber alam

Abdal oldum şal giydim bir zaman

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

 



     

     
Köroğlu

 

Hayatı ve Şiirleri

Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17'nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel'e yerleşip eşkıyalık yaptı. Ama adil bir eşkıya idi. Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu'dur. Bolu Beyi, babası Yusuf'un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı'na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel'e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi'ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar'da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu'nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli'nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

 BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

 

Benden selam olsun Bolu Beyi'ne

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

Ok gıcırtısından kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir

 

Düşman geldi bölük bölük dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır

 

Köroğlu düşer mi hele şanından

Çogunu ayırır er meydanından

Kırat köpüğünden düşman kanından

Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

 



     

     
Kazak Abdal

 

 

Hayatı ve Şiirleri

Romanya Türklerindendir. Onyedinci yüzyilda yasadigi sanilan bir ozandir.

Siirlerinin bir kismi hiciv örnekleriyle doludur. Dili yalin ve sadedir. Rahat okunur.

Siirleri güncelligini halen korumaktadir.

Kazak Abdal'in ucu tenteneli ve taslanmis bir mendilinin,

Demir Baba dergahinda bulundugunu, Deliorman'dan gelen göçmenler söylemektedirler.

Kazak Abdal, Denizli'deki dergahinda yatmaktadir.



     

     
Karac'oğlan

 

 Hayatı ve Şiirleri

 17'nci yüzyılda yaşadığı sanılıyor. Göçebe Türkmen obalarında yetişti. Asıl adının İsmail, Halil ya da Hasan olduğu yolunda görüşler var. Hatta aynı mahlasla şiirler yazmış birçok Karacaoğlan'ın varlığı bile savunuluyor. Ahmet Kutsi Tecer ve Şükrü Elçin'in araştırmaları, yaşamının büyük bölümünü Rumeli'nde geçiren ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avusturya seferine katılan bir Karacaoğlan'ın varlığını ortaya koyar. Fuad Köprülü ve Cahit Öztelli gibi araştırmacılar da, 17'nci yüzyılda yaşadığını savunuyor. Bu araştırmacılara göre Karacaoğlan, şiirlerinde Abaza Hasan paşa'nın öldürülmesi, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın Avusturya seferi gibi bu döneme ait tarihsel olaylardan sözeder. Karacaoğlan'ın şiiri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Şiirlerinde sıkça adları geçen Elif, Zeynep ve İsmikan adlı kadınların sevgilileri olduğu sanılıyor. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Cahit Öztelli'nin Karacaoğlan-Bütün Şiirleri adlı derlemesi de önemli Karacaoğlan araştırmalarından. Birçok şiiri bestelendi.

 

ALA GÖZLÜM BEN BU İLDEN GİDERSEM

Ala gözlüm ben bu ilden gidersem

Zülfü perişanım kal melil melil

Kerem et aklından çıkarma beni

Ağla gözyaşını sil melil melil

 

Yeğin ey sevdiğim sen seni düzet

Karayi bağla da beyazı çöz at

Doldur ver badeyi bir daha uzat

Ayrılık şerbetin ver melil melil

 

Elvan çiçeklerden sokma başına

Kudret kalemini çekme kaşına

Beni unutursan doyma yaşına

Gez benim aşkımla yar melil melil

 

Karac'oğlan der ki olup ölünce

Bende güzel sevdim kendi halimce

Varıp gurbet ele vasıl olunca

Dostlardan haberim al melil melil

 

VİRAN OLDUM MOR SÜMBÜLLÜ BAĞ İKEN

Su yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağulari sağ iken

Kahpe felek vermez benim muradım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken

 

Aradılar bir tenhada buldular

Yaslandılar şıvgalarım kırdılar

Yaz bahar ayında bir od verdiler

Yandım gittim alkarlı dağ iken

 

Farımaz da deli gönlüm farımaz

Akar gözlerimin yaşı kurumaz

Şimden geri benim hükmüm yürümez

Azil oldum güzellere beğ iken

 

Karac'oğlan der ki bakın geline

Ömrümün yarısı gitti talana

Sual eylen bizden evvel gelene

Kim var imiş biz burada yoğ iken

 



     

     
Aşık Feymani

 

 

Hayatı ve Şiirleri

1942 yılında Adana'nın Kadirli İlçesinin Azaplı köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet, Van'ın Gevaş İlçesi'nin Avşar köyünden Hallac aşiretinden, annesi Hüsne ise Kayseri'nin Pınarbaşı İlçesi'nin Avşar Potuklu köyünden ve Avşar aşiretindendir.

 Babası Van'dan 1914 yılında Kadirli'ye göç etti. Bu yöreye gelinceye kadar Osman Taşkaya'nın babası, Güneydoğu Anadolu'da çok güç koşullarda hayat memat savaşı verir. Hiçbir yerde mekan tutamaz. Sonunda Kadirli'nin Azapil köyüne yerleşir. İki kez evlenir. Fakat her iki eşi de vefat eder. Aşık Feymani'nin anası Hüsne'nin aşireti Avşardadaloğlular yazı Kayseri'de, kışı ise Çukurova'da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova'da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova'ya geldiklerinde Osman'ın babası Hüsne Hanım'la evlenir. Aşık Feymani dünyaya geldiğinde oğluna kendi babasının adını koyar.

Özgeçmişi hakkında bu bilgileri bize veren Aşık Feymani, aşıklığı hakkında şunları söyledi: "Küçük yaşta mecazi dediğimiz aşka tutuldum. Bu aşk 15 yaşıma kadar devam etti. Çoban Osman mahlasıyla şiir yazar, türkü söylerdim. 1964'ün sonbaharında ve 1965'in ilkbahar ve yaz aylarında birkaç kez rüyamda Nurani yüzlü bir zatı görmüştüm. Bana hep ''Feymani'' diye seslenmişti. Bu yüzden bu adı mahlas olarak aldım. 1972 yılında evlendim. Üçü oğlan, biri kız olmak üzere dört çocuğum oldu. Halen Azaplı köyü'nde oturuyorum''. Aşık Feymani, 1966 yılında başlatılan Türkiye Aşıklar Bayramı'na 1968'den itibaren katılmaya başladı. Şiir ve atışma dalında büyük başarı gösterdi. Çeşitli ödüller kazandı. Daha sonra yurt genelinde yapılan Aşıklar şölenlerine de katıldı. Şiirlerinde tasavvufi deyişlere geniş yer verir. Çukurovalı aşıklar arasında büyük saygınlığı vardır.



     

     
Erzurumlu Emrah

 

 

Hayatı ve Şiirleri 

Emrah Erzurum’un Tambura köyünde doğdu. Doğum tarihi bilinmiyor.

Öğrenimini Erzurum’da yaptı. Hayatının bir kısmını gezilerle geçirdi.

Sivas, Kastamonu, Sinop, Konya, Niğde illerini dolaştı.

1854’te Niksar’da yaşamını yitirdi.

 

KOŞMA

 

Hazân ile geçti gülşeni bustan

Eyler dertli bülbül zâr garip garip

Haraba yüz tuttu bezmi gülistan

Ağla şimdengeru var garip garip.

 

Hançeri feleğin ucu ciğerde

Gittikçe artıyor yara bu serde

Diyarı gurbette tutuldum derde

Gel tabip yaramı sar garip garip.

 

Emrah bizim elin gonca gülleri

Açılmıştır öter dost bülbülleri

Ben sefil sergerdan gurbet elleri

Gezeyim bir zaman yâr garip garip.



     

     
Ercişli Emrah

 

 Hayatı ve Şiirleri

Yaşamı ile ilgi kesin bilgiler yok. Van’ın Erciş ilçesinde doğduğu ve 17’nci yüzyılda yaşadığı biliniyor. Arı bir Türkçe kullandı. İçten ve halk zevkine yakın bir söyleyişi vardır. Yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işlediği ve hayatını anlattığı Emrah ile Selvihan adlı halk öyküsüyle ün kazandı. Bu öykü Doğu Anadolu’nun yanısıra Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan’da da değişik isimlerle tanınır ve sevilir. Ercişli Emrah’ın en şansız yanı Erzurumlu Emrah ile karıştırılmasıdır. Bazı şiirleri Erzurumlu Emrah’a mal edilmiştir.

Yüzbin mihnet ile bir bağ yetirdim

 

Yüzbin mihnet ile bir bağ yetirdim

Yemedim meyvesin el aldı gitti

Ağlar gözyaşımı Ceyhun eyledim

Çalkandı dünyayı sel aldı gitti

 

Yüzbin dert çekmişim bin dahi gerek

Çok ömür ister ki bir dahi görek

Yârim elden aldı o zalim felek

Hoyrat dost bağından gül aldı gitti

 

Nazlı yâre kem haberim geliptir

Dostlar ağlar düşmanlarım gülüptür

Dediler ki Dertli Emrah oluptur

Kimi kazma kimi bel aldı gitti



     

     
Dadaloğlu

 

Hayatı ve Şiirleri

19'uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa'nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu'nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu'da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.

 

ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

 

Aslımı sorarsan Avşar soyundan

Ayrı düştüm aşiretten beyimden

Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen

Çıkıp da cana kıyanlardanım

 

Çekerim çileyi böyl'olsun bugün

Alırım mı sandın şol Kozan Dağın

Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün

Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

 

Dadaloğlum der de böyle olmazdım

Gördüğüm günlerin birini görmezdim

Kavga kızışınca geri durmazdım

Meydanda kardaşa kıyanlardanım



     

     
Aşık Veysel

 

Hayatı ve Şiirleri

25 Ekim 1894'te Sivas'ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldi. 21 Mart 1973'te yine Sivrialan'da yaşamını yitirdi. Çocukken çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetti. Saz çalmayı öğrendi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanlarından etkilenerek türkü yorumu ve sazda ustalaştı. İki kez evlendi. 7 çocuğu oldu. Anadolu'yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirdi. Köy Enstitüleri'nde saz ve halk türküleri dersleri verdi. Ölüm nedeni akciğer kanseri. En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla'da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

 

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN

 

Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın

 

Can bedenden ayrılacak

Tütmez baca yanmaz ocak

Selam olsun kucak kucak

Dostlar beni hatırlasın

 

Açar solar türlü çiçek

Kimler gülmüş kim gülecek

Murat yalan, ölüm gerçek

Dostlar beni hatırlasın

 

Gün ikindi akşam olur

Gör ki başa neler gelir

Veysel gider adı kalır

Dostlar beni hatırlasın

 

ALA GÖZLÜ BENLİ DİLBER

 

Ala gözlü benli dilber

Bir gün gelsen bize doğru

Seni sevdim can ü dilden

Çekme kendini naza doğru

 

Ne pervam var ne de perdem

Sanma beni hali bir dem

Söyler seni teller her dem

Kulak versen saza doğru

 

Aşığa zülfükar isen

Gülşende güle zar isen

Hakikatli bir yâr isen

Ben geleyim size doğru

 

Gönülleri bir edelim

Gayrileri biz nidelim

İkimiz de bir gidelim

Yürüyelim ize doğru

 

Bir gün için feryadı zar

Bülbül eder her dem seher

Aç sinemi gel gör ne var

Arttı derdim yüze doğru

 

Kafi derdim bir derd katma

 

Veysel'i yabana atma

Kerem eyle çok uzatma

Kavuşalım yaza doğru



     

     
Aşık Mahzuni

 

 Hayatı ve Şiirleri

1940 'ın başlarında, ileride ' Pir Sultanların ' ölümsüzlüğünün en büyük kanıtlarından biri olacak Mahzuni Şerif, Afşin' in Berçenek Köyünde doğar.

1956yılında Berçeneğe gelen ilk okuldan mezun olur. Berçeneğin okulsuz yıllarında, Elbistan' ın Alembey Köyü' nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur 'an eğtimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.

1957 yılında Mersin Astsubay Okulu' na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzuni bu evliliği bir mektupla bitirir.

1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu' nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi' ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.

1961Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.

1971Mahzuni üçüncü eşi Fatma Hanım ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları oldur. Aynı yılolan askeri darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümeti nin Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarına kıymasına dayanamayıp 'Erim Erim Eriyesin' türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.

1972 de Gaziantep' deki evi kundaklandı. Ozanmız' ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.

1973yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanır.

1962 - 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür...

1989-1991yılları arasında 'Halk Ozanları Derneği' genel başkanlığını yapmıştır.1997yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya 'nın Ulm Şehrinde tedavi görür.

1998yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı. Bir çok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldıığı 8 kiyabı bulunan Ozanımız 'ın, Bektaşı Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yeri vardır.

2001 in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ''Elhamdülüllah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için,DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 01 tarihinde DGM ' de yapıldı.

2002 Mayıs ayının 17 si Mahzuni Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanyanın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu acı ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Şu an son ikamatkahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.

  

VEYSEL'E MEKTUP

Sen bu bahçelerden çok gelip geçtin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Arılarla çiçeklerde inleştin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

 Ne haktan incindin ne de incittin

Taş ile geleni gül ile ittin

Koyunu kurdunan güderek gittin

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

 Hak nurunu insanlarda aradın

Sabrı tarif ettin derde yaradın

Gönüllerde kaldın gözden ıradın

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Dopdoluydun gezdim dedin beyhuda

Bin göz vermiş sana Cenabı Hüda

Sen dostları unutmadın dünyada

Dostlar seni unutur mu Veysel'im

Kuru laf etmedin Mahzuni gibi

Gözünde berraktı deryanın dibi

Mustafa Kemal'in gerçek talibi

Dostlar seni unutur mu Veysel'im



     

<< Geri  [1] 2  İleri >>  
 

   

Sitemizde 20 kategoride 619 yazı 115281 defa okunmuştur.  

Copyright © 2008 Acılardeniz şiir sitesi                                                                                                                                               Tasarım: Ali Kılınç